HOCALARIYLA , SORULARIYLA RAMAZAN

14 Eylül 2008

Ramazanın gelişiyle bir ay da olsa zengin ile yoksulun arasındaki dengelerin kapanması beklenirken; aradaki farkın fark olmaktan çok, kocaman bir gedik olduğunu malesef bu yıl yeniden öğrenmiş bulunuyoruz

Beş yıldızlı bir otelde verilen iftar yemeğinde, bir kişinin yemek masrafının koca iftar çadırına eş değer olduğu bilgisine artık şaşırmıyoruz bile. Hal böyle olunca, verilen bilgilerin uçurumun büyüdüğünü görmekten öteye gitmediğini acı da olsa kabul etmek gerekiyor.

Şüphesiz ki; ramazan ayından beklentilerimiz sadece sene boyu sıcak bir aşa hasret kalan yoksulların bir aylık beyliği sonucu karnını doyurması veya dinle bütünleşme tövbe ve istiğfarla sınırlı olmasa gerek. Devamını oku »

ZİHNİMİZDEKİ NAVİGASYON

11 Eylül 2008

Kitle iletişim araçlarını bedenin uzantısı olarak gören Marsall Mc Luhan ’a göre; kitle iletişim araçları zaman içerisinde insanın gözü kulağı gibi olmuşlar ama…

Şimdi şimdi uzantı olmaktan çok adeta yöneltici bir navigasyon gibi “biraz ilerledikten sonra sağa, sonra sola” der gibi bizi yönlendiriyorlar maalesef.

Zihnimizdeki navigasyon yeni ABD başkanını müslümanlara Mehdi Hristiyanlara Mesih olarak gösterir.( Ayrıca İran halkı adının Hüseyin olmasını dini bir işaret olarak kabul ediyormuş  marifet Hüseyin isminde olsaydı  bizdeki Hüseyin bizi  Üzmez‘di) Zihnimizdeki neviagasyon onu aklamaya uğraştıkça daha çok batmaya devam etmekde… Devamını oku »

KOMİNİST YAZAR CEZA TAHTASINDA

31 Ağustos 2008

Psikolojik kuramcılar ceza ve ödülü kişiyi biçimlendirme veya şekillendirmede ayrı bir yere koyarlar;böylelikle;ister hayvanlara, ister çocuklara uygulansın bu uygulama sonucu zamanla istenilen yöne biçimlendirmede adım adım yol kat edilebilineğini söylerler.

İnsanlığa ulaşma labirentinde birer ışık olarak ebeveynler, öğretmenler tarafından sıklıkla kullanılan ödülün günlük hayat dışında sanatta da yarattığı büyük etkiye sıklıkla rastlamak mümkün. Burada ki ödül her ne kadar bilimsel kuramcıların amacını aşsa da;yine de belli noktalarda buluştuklarına inanmak gerek.

Bu nedenle, dünya çapında bir çok ödülün etkisi, sansasyonları başlamadan bitime dek, uzun süre devam edip gider. Ama artık hemen tüm katılımcıların bizzat yaşayarak gözlemlediği bir gerçek var. Devamını oku »

BEŞ YILDIZLI KİTAPLA BOYU GEÇMEYEN TATİL

29 Ağustos 2008

Tatil gezilecek görülecek yerlerin yanı sıra kalınacak otellerin konforundan başka; okunacak kitapların planlanmasıyla, ayrı bir anlam kazanır. Aslında okuduğunuz kitapla tatil yapmayı tercih ettiğimiz yer arasında bazen kendiliğinden inanılmaz bir bağlantı oluşur.

Hayır görülecek yer şehir beldeyi tanıtan kitapları kastetmiyorum elbette. Bahsettiğim şey bunlardan çok daha derin bir bağlantı.

Hiçbir şey beşyıldızlı kitabın konforunu veremez sanmayın. Hakikaten bazı kitaplarda beşyıldızlı otel konforunu görmek mümkündür. Evet anlı şanlı bir otelin henüz kapısından girerken nasıl ki, gözleriniz bu renk cümbüşüyle karşılanır, ihtişamlı lobye yaklaştıkça kaldığınız otelin farklılığını algılamakla meşgul olursunuz; okuduğunuz kitapta da bu ahenge uygun bir seramoni sizi karşılamaya başlamıştır bile. Devamını oku »

GÜLME

12 Ağustos 2008

Bir tarih yanılgısı yaşıyorum sigmenti yüksek bir kitabın içine düştüm. Kitabın sayfaların sonuna mı geldim, tersine başına mı döndüm bilmiyorum.Sanki bugün başlamış dün bitirmiş gibiyim. Şaka değil çok ciddiyim.

Tatildeydim; geleceğe dair tüm düşüncelerden uzakta; bir tarafı deniz, diğer tarafı orman bir beldede, efil efil bir rüzgara, yüzümü korkusuzca siper etmişken dağ havası değil kitabın gücü başımı döndürdü.

İtiraf ediyorum okumak için en uygun zaman işte diye elime almak için heyecandan kudurduğum ilk kitabım hayalkırıklığı yaşatmışken, tatilde gidilen yer ile, okunan kitap ilişkisini birebir yaşıyorken,elimdeki  ilk kitapla cedelleştiğim anlarda kaldığım otelde tam üçüncü oda değişikliğine başvuruyordum. Aradığını bulamamak zannedilmesin hayır değil; asıl mesele şu ki, içimde zaman geçtikçe derinleşen boşluklar. Devamını oku »

OOOO POR(T)URKOOOOO…

15 Haziran 2008

Nihat ikinci golü atana kadar bambaşka bir yazı düşünüyorken;tur gitti gidiyorken son beş dakikada maçı çeviriyorken;Volkan kırmızı kart görüyorken; hayatımızda yenmediğimiz bir rakibi, üstelik de geriden gelerek tüm olumsuzluklara rağmen eliyorken;zihnim tüm düşündüklerine reset attı duygularım beni buraya böyle attı .

İtiraf ediyorum…Basitlikse basitlik; banallıksa banallık evet itiraf ediyorum futbol bağımlısıyım. Öyleki;  ofsaytı bazen spikerden önce söylebilecek kadar …Off! çok utanıyorum …

Çok anlamsız biliyorum. Artık “din değil futbol kitlelerin afyonu” görüşünü de onuyorum ama tam bir bağımlı gibi bile bile vazgeçemiyorum. Bazı kültürel ortamlarda “futbol  izlemiyorsunuzdur tabi…” dediklerinde hayır kahretsinki izlemek bir yana bağımlısım diyemediğim durumlarda ne kadar ezilip büzülüyorum bilemezsiniz. Devamını oku »

SİVİL İTAATSİZLİK ÜTOPYASI

19 Mayıs 2008

Apolitize ediliyoruz milletçe ülkece hem de günlerce… Gündemdeki olayları tekrar etmek istemiyorum size ama paparazzi haberlerine taş çıkarırcasına magazine kaydırılıyoruz gittikçe, bilinçli olarak…

Uymasak da dinlemesek de bitirmiyorlar bir türlü ve doğal olarak bir şekilde tam da içinde buluyoruz kendimizi .

Konu başlığımız sivil itaatsizliği ütopya olmaktan kurtarıp şüphesiz ki direnişiyle hayata geçirerek tarihe geçen Mahatma Gandhi bizi yok edecekler şunlardır der: “İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı.” Devamını oku »

TAKSİME PİRİNCE GİDERKEN ELDEKİ KARANFİLDEN OLAN İŞÇİLER

1 Mayıs 2008

Ülkemizin zengin kaynaklarının başını son günlerde bir takım doğal madenleri doğal bitkileri bile sollayacak derecede doğal gaflar alabiliyor. Bazen de kaynakların birleşimi olaya ayrı bir anlam kazandırıyor. Hatta ekonomik yokluklarla kültürel yoksunluklar birbirine iliştirilip derhal gündeme oturabiliyor.

Mesela pirinç kaynağı ile gaf kaynağının bileşiminden çok ilginç olaylar meydana gelebiliyor.

Yüzyıllar önce Maria Antoinette “ekmek yoksa pasta yesinler” demişti o talihsiz ama tarihi sözü eden Antonitte’den sonra bizde de böyle tarihi gaf familyasından bir söz dile geldi hükümet kanadının baş kişisinden elbetteki.. Bizdeki versiyonu ayak takımından olacak değil di ya… Devamını oku »

Okunasıcalar

Anketimiz

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?

Sonuçları Göster

Loading ... Loading ...

Günün Sözü

Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.
Nietzsche

İzlenesiceler

Düşünceleri İzleyenler

RSS okuyucu ile takip edin...

Abone olun...
Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz.