Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce
Düşünceler Düşünce » 'Felsefe Odası' kategorisine ait yazılar

felsefesiz ilahiyat

Felsefesiz ilahiyat olabilir mi?

Neden olmasın ki…

Mantıkla eleştiren, analiz eden, sorgulayan, gerekçelendiren, felsefesiz ilahiyat şeker gibi bir ilahiyat olur ne güzel…

Zaten olan dersler felsefenin bizatihi kendisi olan dersler değil, felsefe tarihi olduğuna göre hiç kayıp yok…

Belki de böylesi daha iyi felsefe “varmışşş gibi” olmaz en azından.

Bu yüzden değerli hocalar 300 sene öncesine dönüyoruz diye üzülmesinler İslamda felsefenin kaderi böyle…

Filozofların inançlı veya zındık olup olmadıklarına dair yapılan tartışmalardan biraz olsun uzak kalmış oluruz böylece…

İlahiyat okuyanlar eskisi gibi meleklerin cinsiyetlerinin olup olmadığı tartışsınlar,

dinde de korku imparatorluğu oluştursunlar,her şeyde yaptıkları gibi burada da ikilik yaratsınlar, yazmayı yasakladıkları gibi düşünmeyi de yasaklasınlar dilerlerse…

kavimler göçünde karanlıkta olan Avrupa’yla felsefeyi buluşturan İslam filozoflarıydı oysa…

Ülkemizde felsefe denince akla siyaset ile mizah geliyorken,felsefeciler deli,kaçık,garip gibi sözlerle anılıyorken, felsefenin ilahiyat bölümünde yer almamasının  neyine üzülelim allasen?

-Devamı »

Korku Tüneli mi, Hikmet Sevgisi mi?

Hüzne hazırlıklı olan toplumumuzda şairliğe yatkın bir şekilde dünyaya gelinir. Eline kalemi almış hemen herkes şairliğe bir kez soyunmuş, en az bir kez şiir yazmayı denemiştir. Oysa bu konuda söz sahibi olmak isteyen kişide; kavram hâkimiyeti, dil ve anlam bilgisi zorunludur.

Duygu aktarımına doğuştan programlı kişilerin yer aldığı ülkemizde, iş düşünce üretimi olan felsefeye gelince; nedense insanların suratları düşer, ekşir. Üstelik, felsefenin iddialı olduğu anlam ?şüphesiz ki daha çok kavram olmakla birlikte?  değilmiş gibi yüzlerde anlamsız bir ifade belirir. Geçmişten bu yana insanların gözünde felsefenin ürkütücü bir imgesi olmuştur. Söz konusu bu imge insanların felsefeyi tam olarak bilmemelerinden kaynaklanan yanlış bir imgedir. Buna bağlı olarak, ülkemizde felsefe adeta lunaparkın rengârenk ışıklarının ortasında bulunan; dönme dolaptan, sihirbazdan ve palyaçodan uzak bir köşedeki korku tüneli gibidir diyebiliriz. Herkesin uzaktan bakıp ürktüğü, girmeye cesaret edemediği kapkaranlık bir tünel.

Bu karanlık tünele gönüllü girenler ise; öncelikle boyunlarına sarılan dogmalardan kurtulup görünenin arkasını araştırarak, kaypak zemine basmamak adına, adım adım ilerlerler. Bazen olduğundan büyük, bazen de olduğundan küçük gösteren dev aynalarla kendilerini bilip, bulundukları yeri sorguladıktan sonra, bazı yanıltıcı ışıkların sihrine kapılmaksızın çıkışa ulaştıklarında ?Jaspers?in ?felsefe yolda olmaktır? dediği gibi, belki de çıkışa ulaşmadan? duyumsadıkları vahşi tadı ?nasıldı?? diye soranlara anlatmaları hayli güç olmuştur.  Nitekim bu tünelden çıkışı metafiziğe çizgi koymakta bulan Kant?ın cevabı kesindir;  ?felsefe hakkında konuşulmaz, felsefe yapılır?. Dile çizgi koyarak çıkışa ulaşan Wittgenstein?ın yanıtı ise daha da keskindir;  ?konuşulmayan yerde susmak gerekir?. -Devamı »

  Felsefe Geleneği ve Türkçeyle Felsefe

            Arda Denkel ?felsefede moda tıpkı günlük yaşamdakine benzer?der. Revaçta olan yaklaşım türü belli bir süre için alternatiflerini dışa iter ona göre. Bu da birçok felsefeciye modanın dışında kalan yaklaşımların artık yaşam sürelerini doldurmuş oldukları ve onların bir daha ortaya çıkmamak üzere geçmişte kaldıkları inancını aşılar. Denkel?e göre; ?oysa felsefe tarihine atılacak kısa bir bakış, hemen her düşüncenin, yine tıpkı gündelik yaşamımızın modaları gibi, belli bir aralıktan sonra yeni bir hava ve yeni bir anlayışla yeniden gündeme girdiğini ortaya koyacaktır.?[6] Bir başka deyişle söylersek felsefede birtakım yaklaşımlar zamanla öne çıksa da, yaklaşımlar kılıf değiştirse de, başka bir kılıkta tekrar karşımıza çıkması kaçınılmazdır. Önemli olan çağı yakalamak kaydıyla geçmişteki bir düşünceyi geliştirip ileriye taşıyabilmektir.

Denkel?le aynı görüşte olan Çotuksöken?e göre; ?Ülkemizde geleneksel düşünme formlarına bağlı olanlarla, modern ve aydınlanmacı görüşe bağlı olanlar arasında bir ?kırılma noktası? olduğunu kabul etmemiz gerekir. Felsefeciler dünyasında bu biraz daha egemendir. Birbirimizin yaptığı şeyleri okumamak; yok saymak gibi zayıf bir noktamız var. Burada titiz tavır takınmak eğer birileri felsefe adına doğru düzgün bir şeyler yapıyorsa bunu görmek ve göstermek gerekir.?[7]

?Her ulusal felsefe, her ülkenin, her yurt, halk, dönem ve çağın, her kültürün salt kendisinin diye nitelediği felsefe, aslında dünya felsefesinin, uzayca zamanca tüm evreni kuşatan felsefenin bir bölümü, parçası, yöresi durumundadır. Tüm anlamını, değerini özelliğini bu çerçeve içinde, bu çerçeveden bu çerçevedeki yerine göre alır? Nermi Uygur?a göre[8]. -Devamı »

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

1.-SİİRT?İN DÜŞÜNCE TARİHİNDE BİR İLİM İNSANI İLE BİR FİLOZOF??.1

 

1.1- İbrahim Hakkı ve Hilmi Yavuz??????????????????……3

 

1.2- Yaşamları Dünyaya Açılışları????????????????????.3

 

1.3- Dil ve Bilim Anlayışları??????????????????………………5

 

1.4-Ve Felsefe????????????????????????……………..7

 

2. SONUÇ?????????????????????????..?????…9

 

3. KAYNAKÇA??????????????????????..????..?.  10 -Devamı »

Günlerdir martı çığlıkları ile uyanmak o kadar ürkütüyor ki beni her gün bu saatlerde o çığlıkları duyarım korkusuyla yaşıyorum…

Diğer kuşlardan bağımsız adeta gökyüzünün sahibi edasında her sabah sahilde dolaşıyorlar…

Böyledir martılar…

Denizle bütünleşmiş  etkileyici duruşlarına hayran olduğunuz ilk anda sesleriyle ürkmeniz an meselesidir.

Martıların çığlıkları arttıkça Ben “taht kavgası mı acaba ” dedim, arkadaşım; ” kız kavgası da olabilir ” dedi gülümseyerek…

İkimizin atladığı ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sırada yer verdiği ” açlık”tı.

Martıların çığlık nedenlerinin  açlık olması kuvvetli muhtemeldi de…

Fakat aynı anda ikimizi diğer ihtimal almıştı bile… -Devamı »