HAZİRAN

27 Mayıs 2007

Yazdım…
Ağzımı doldura doldura, konuşur gibi yazdım…
Öyle ki, kalemim doldu, ben taştım…
Aslında yazı yazmayacaktım. Yaz ve yazı yazmak aynı zamanda buluşunca, bu yazı kaçınılmaz oldu.
Peki ama nasıl yapmalı? Yazı mı yazıya çakmalı, yoksa yaz’ı yazıyla mı doldurmalı? Yoksa yaz’ı yazıyla mı doldurmalı? Yoksa en iyisi, birkaç düşünceyi derinden kazıyıp, gerçeğe mi dokundurmalı…
Haziranla yaz dönemi, tüm savrulukları ile birlikte başladı. Törenler, mezuniyetler, şenlikler, şölenler…
Sona eren ligler…
Biten ve yenilenmesi gereken sözleşmeler… Devamını oku »

…dİYE DÜŞÜNÜYORUM!

27 Mayıs 2007

…dİYE düşünüyorum, …diye düşünüyorum.
Gün boyu TV ve radyolardaki konuşmalarda, gazetelerdeki demeçler ve röportajlarda sıklıkla rastladığımız, neredeyse dillere pelesenk olan bir laf bu “…dİYE düşünüyorum.”
“Saçları çok kötü olmuş, dİYE düşünüyorum.” “Bu şarkı patlar, dİYE düşünüyorum.” “Sertap bir dünya starı oldu, dİYE düşünüyorum.” “Ercan Arıklı böyle ucuz bir ölümü haketmedi, dİYE düşünüyorum.”
…dİYE düşünüyorum. Kişisel (subjektif) bir görüş, bir yargı belirtmek adına kullanılan bir cümle olmasına rağmen, o kadar gereksiz durumlarda kullanılıyor ki; gün boyunca bu sözle defalarca karşılaşmak mümkün.
Türkçe’nin sondan eklemeli bir dil olması sebebiyle, zaman zaman bir ek gibi kullanılıyor bu cümle, …dİYE düşünüyorum. Devamını oku »

HEP ORTA, BİR SADE

27 Mayıs 2007

Sıradan, basit ve ortalama insanlara karşı hep sıradışılığıyla, farklılığıyla tarihte yer almış bir kişidir Marquies de Sade.
Son günlerde her ne kadar yasaklanan kitabı “Yatak Odasında Felsefe” ile gündeme gelip tartışılsa da, O felsefede bir çok filozofa esin kaynağı ve bir çok kitaba da konu olmuştur.
Sade’ın “Yatak Odasında Felsefe” adlı kitabı, mahkeme kararıyla toplatılmayla kalmamış, yakılmasına kara verilmiş. Bu da yetmezmiş gibi, kitabı yazılışından 207 yıl sonra Türkçe’ye çevirtip basan Ayrıntı Yayınları yöneticisi Ömer Faruk’un da para cezasına çarptırılması uygun görülmüş. Böyle durumlarla karşılaşmak Sade’ın kaderi olabilir. Fakat, bundan 200 yıl önce tabii. Şimdi ülkemizin özellikle düşünce olarak geri kalmışlığını matbaanın Osmanlı’ya geç gelişine bağlayanlar, bu işe ne diyorlar acaba? Ateşin daha önce bulunmasına mı bağlıyorlar yoksa?.. Devamını oku »

GERÇEK ŞAİRLER, YETENEKLE YETİNMEZ

27 Mayıs 2007

Ülkemizde “şair olunmaz, doğulur!” derler.
Doğuştan ideleri savunan Descartes’ci anlamda söylersek, “hüzne hazırlıklı olan toplumumuzda şairliğe, yatkın bir şekilde dünyaya gelinir.” Herhalde eline kalemi almış herkes şairliğe bir kez soyunmuş, en az bir kez şiir yazmayı denemiştir. Gerçekten edebiyatın bu dalına gönül vermiş; bu işi hakkıyla yapanlar, “duygularımıza tercüman olmakta” o kadar başarılıdırlar ki, bu şiirlerin sahibinin kendiniz olduğunu sanırsınız.
Zira; şiir, şairin değil, okurundur. Tabi şiir yazdığınız zannedenler veya sipariş uslubü duyguları deşmeye çalışan zorlama şairlerin yanı sıra, sesini duyuramayan, keşfedilememiş ya da deşifre olmaktan korkan nice şairlerle, şiir külliyatımız son derece zengindir. Devamını oku »

ATHENA’DAN HÜLYA’YA

25 Mayıs 2007

Benim Athenalığım Aphoroditeliğimden önce gelir. Hayatın rutinliğine karşı vazgeçtim tanrılığımdan. Bir gece gizlice ay altı aleme inmek istedim. İzinsiz inemezsin dediler. Tanrı’ma insan olmak istediğimi dilekçemde belirttim.
Doğuverdim bir kemikten Havva dediler adıma yani ilk ana. İnsanlığa kabul edildim “ve Tanrı beni yarattı.” Tanrının önce onları yaratmasına şaşmamalı her sanatkar sanat eserini yaratmadan kaba taslağını çizer çünkü. Asli günahı işletip kışkırtan, çıplaklıkla cezalandırılan Havvayım ben. Binlerce doğum arasında bir doğum yaptım da der oldu millete babası kimden? Öylesine kirlenmişti ki herkes ve güneş göstermişti bunu ilk kez. Söz olup sonra ete kemiğe bürünen oğlum konuşunca ancak alabildim rahatça nefes. Adımı sorarsanız Meryem’im ben. Oğlum gibi gittiğim yere göre değişir resmim. Bazen sarışın, bazen de zenciyim. Her ne kadar günahkar dense de bana benim için önemli olan insan. İsa’nın linç edilmekten kurtardığı ben Maria Magdelena. Devamını oku »

İSTANBULLU OLMAK

25 Mayıs 2007

İstanbul’da doğmak, “İstanbullu olmak”için yeterli mi?
Ya da İstanbul’da yaşamak, “İstanbullu olmak” demek mi?
İnsanların birbirlerine sordukları “nerelisiniz?” sorusunun karşılığında alınan cevabın “İstanbulluyum” olması, o kadar sıradan ve yetersiz bulunur ki, “Peki ama hemşehrim esas memleket neresi? Kökeniniz nereye dayanıyor?” gibi sorular da peşi sıra gelir. Çünkü hemen herkes çok iyi bilir ki, “İstanbul da doğmak İstanbullu olmaya eşdeğer” değildir. İsterseniz yedi kuşak İstanbullu olun hiç fark etmez… Yapılan araştırmalarda, İstanbul’da yaşayan % 79 oranında İstanbullunun, kendini bu şehirli saymadığı belirtildi. Araştırmanın içeriğinde yer alan bir diğer bilgi ise, İstanbul’da en çok Sivaslıların ve Malatyalıların yaşadığı, Malatyalıların bir diğer özelliği de derneğe sahip olma rekorunu ellerinde bulundurmaları yönündedir. Hatta Malatya’nın bir kasabasının 70 köy derneği olduğu saptanmış.
Haberin ilginç olmasının yanı sıra, son derece düşündürücü olan yanı da; “Bu insanların, İstanbul’da yaşamalarına ve hayatlarını idame ettirmelerine rağmen, kendilerini İstanbullu hissetmemeleri değil, İstanbul’un, değişik illerden gelenlerin kendi beldelerini yaşatmaları için bu kadar örgütlenirken, bir dernek çatısı altında buluşup, bu konuda uğraş vererek psikolojik olarak bu ismin altında ezilmeleridir.” Devamını oku »

AVRUPALI OLMAK

24 Mayıs 2007

Geçen hafta İstanbul’da İstanbullu olduktan sonra bu kavramı genişleterek artık Avrupalı olduğumuzu söyleyebiliriz.
Her ne kadar Avrupa Birliği’nde ismimiz henüz zikredilmese de, bir yanımızda Avrupalı olduğumuz sadece coğrafi anlamda bile bakıldığında kaçınılmaz bir gerçek.
Ancak; Avrupalı olmak düşünce yapısıyla, dünya görüşüyle, belli bir anlayışa sahip olmayı neredeyse bir kabul olarak görmeyi de gerektiriyor. Peki ama, nedir bu Avrupalı olmak düşüncesi? Ve bizler bu düşünceyi yeterince tanıyor, biliyor muyuz? Deyim yerindeyse, hayatımıza bu düşünceleri sindirmeye hazır mıyız?
Avrupa denilince akla öncelikle bilim, teknoloji, laiklik, rasyonalite ve çağdaşlık, gibi klasik kavramlar değil; bunların hepsinin yaratıcısı, başka bir deyişle mimarı “özne” kavramı gelmelidir. Devamını oku »

İKİ KANAT İKİ EV

24 Mayıs 2007

Sadece felsefeciler olarak değil, Türk kamuoyu olarak önemli bir haftayı geride bıraktık. Çünkü geçen hafta en çok konuşulan ve gündemde olan iki haber vardı. Biri Erdoğanlar’ın düğünü, diğeri ise üzerinde önemle durulması gerektiğine inandığım felsefe kongresiydi.
Bu iki olayın ilginç yanı ikisinin de aynı günde, aynı yerde olmasıydı. Her ne kadar kongre bir hafta süreyle devam etse de ilk gün, üzerine daha çok konuşulan gündü.. Hatta Erdoğanlar’ın düğünlerinin adını “Felsefi Düğün” koyanlar bile oldu. Devamını oku »

Okunasıcalar

Anketimiz

Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?

Sonuçları Göster

Loading ... Loading ...

Günün Sözü

İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz
Nietzsche

İzlenesiceler

Düşünceleri İzleyenler

RSS okuyucu ile takip edin...

Abone olun...
Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz.