Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce
Düşünceler Düşünce » 'Köşe Yazısı' kategorisine ait yazılar (Page 3)

Bu yıl kadınlar gününde Amerika’daki en şiddetli kasırgalara denk gelen kadın isimlerinden yola çıkarak  bizdeki  doğa olaylarına  verilen kadın isimleri üzerinden, dilde küçük bir  gezinti yaptım.

Sahi hangi ölçütler bu ismi vermede ön plana çıkıyor,neye göre kime göre rüzgarların kasırgaların adı belirleniyor ciddi ciddi merak ettim.

Amerika’da kasırgalara isim verme geleneği  19. yüzyılın sonlarına doğru kadınlarla ilgili sorunu olması kuvvetli muhtemel Avustralyalı bir meteorologun kasırgalara kadın isimleri vermesiyle  başlıyor.

Neyse ki 1979 yılından sonra da kadın isimlerinin yanına erkek isimlerinin eklenmesine karar veriliyor.

Mart ayında olmamız hasebiyle Şubat’tan beri soğuklarda hemen herkesin beklediği o kadın isminden başlamak isterim söze elbette ki Cemreyle…

Cemre önce havada, sonra suda ve en sonra toprakta oluşan sıcaklık yükselişi olduğuna göre, kasırgaya oranla hayli sevindirici biri durum ama aynı zaman da yanmış kömür parçası, kor anlamı da var Cemre’nin…

Neden Ayşe Mine değil de Cemre bilemem işte…

Yağmur da kız ismi, kar anlamındaki Berfin’de…

Yıldız, Ay, Sema ise kadın isimleri  gökyüzünde…

Bulut, Yıldırım, Şimşek, Rüzgar, Fırtına, Volkan, Ateş , hatta Toprak bile erkek ismi…

Fakat içinde yaşadığımız Doğa ile Dünya ismini hep  kadından yana kullanmışız tarihler boyu… -Devamı »

 Yıllardır büyük bir sevinçle beklerim baba Marta’yı….

işte geldi en sonunda Marteniçka’yı koluma takıp dilek tutma zamanı…

Mart ayının gelmesiyle başlıyor bu seramoni…

Bu güzel ve esprili ananeye birkaç sene önce dahil oldum aslında…

Bulgaristan’dan gelen muhacir arkadaşlardan öğrendim bu adeti…

Buna göre; Mart ayının başlamasıyla bileğe takılan, ipe geçirilmiş boncuktan oluşan bilezik şeklindeki Marteniçka’yı bu ay birçok kişide görebilirsiniz.

Üstelik bu iplik bilekte, dilenen dilek gerçekleşsin diye, tam bir ay Leylek’i görene dek beklenecek…

Nedense benimsedim Baba Marta’yı gerçekten….

Ben bu kutlamaya  Engin’den öğrendim önce, sonra bu seramoniyi  sürdüren yine göçmen olan iş arkadaşlarım oldu… -Devamı »

Farkında mısınız sevgililer gününün henüz kendisi gelmeden birçok kişi bu günün anlam ve önemine binaen çeşitli programlara dahil olma, hediye alma telaşı içine girmesine artık kimse şaşırmıyor.

Bu günü yıllarca protesto edenler toplumsal baskı sonucu da olsa ne kadar değiştiklerinin farkında bile değiller…

Azınlıkları yok sayacak derece  ahkam kesip “yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede” diye böbürlene-böbürlene konuşanlar bile Valentine’s Day denilen bu güne dahil olmakta hiç zaman kaybetmiyorlar nedense!

Önceden bu günü kapitalist zihniyetin zorlayıcı etkisi gibi görsem de, şimdi  bu güne anlam yükleyen, aslında birbirlerinden fersah fersah uzak sevgili veya çiftlerin gerçeklikten uzak,sahte duygularla da olsa;  bu gün sayesinde barıştıklarına, birbirlerinin gönüllerini aldıklarına,bugüne iyi girmeyi senenin tamamına iyi girmek gibi adlettiklerine şahit olduktan sonra bu konuda çekimser kalmayı düşünüyorum…

 

Madem bugün  sayesinde kaç kişi kah duymak istediği kah söylemek istediği güzel cümleleri bugüne özel duyup söylemek isteyecek, erkek elinde çiçekle kapıyı çaldığında kadın mum ışında bir masada gün boyu sevgisini katarak yaptığı yemeklerle karşılıklı bir sevgi seli esecek buna kimin itirazı olabilir ki?

Evet itiraf ediyorum aslında yıllarca bu günün kutlanmasına karşı olup;defalarca bu konuyla ilgili yazılar yazmışken, bir-iki sene önce gittiğim bir müze olaya farklı açıdan bakmama neden oldu. -Devamı »

kimi şarkılar kitap olarak içimizden geçer…

kimi kitaplar ise ölümsüz bir şarkı gibi her duyulduğunda solfrej eşliğinde de olsa ağrıyla sancıyla ruhumuzu deler geçer…

içinden kitap geçen şarkılarda,

şarkı sözleri kitap sayfalarına götürüverir bizi bir anda…

adeta sözlerle süründüren, ezgiyle uyuşturan şarkılardırlar bunlar…

zaman mekan kavramlarının dışına atan, okunan  kitapla dinlenen şarkının buluşma anında

zamanda yolculuk da başlar…

dört kitaptan başlayalım gelin isterseniz Barış gibi söze beğenmesek şarkılarda geçen kitaplardan vazgeçip belaya atlar gideriz Ahmet Kaya gibi…

nasılsa Kaya gibi ; “ağır başlı kitaplar senin adına en yiğit besteler seni söyler…”

“Ne söylesen masal gelir La Fontaine’den…”

lafı uzatmadan en iyisi mi içinden kitap geçen diğer şarkılara bırakalım sözü;

“çok üzülme, çok susma, çok darılma, çok ağlama, çok da kitap okuma” diyormuş ya  annesi “evimi yaktım kitapları attım yıkandım , temizim artık” diyen Teoman’a varmadan,

“o zaman hemen git radyoyu aç, bir şarkı tut ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor.. ” -Devamı »

geçen yılda  iyi de kötü de, doğru da, yanlış da yaptım buna eminim.

bunu ayırt edebilmek için çok çalıştım vicdanım polisim…

ayıp mı ettim,ahlaklı mı davrandım yoksa olması gerekeni mi yaşadım,

neyi öğrendim neyi unuttum neyse ne anlayınca geçer…

yeni bir yıla başlamadan önce kağıttan bir uçak yapıp atladım uçağa…

kağıttan olunca uçak elbette  sadece gidiş biletim var elimde…

yalnız değildim ama ümitleri almadım yanıma yine de…

ümitler tükenir hayaller tükenmez….

kağıttan yapılmış bir uçakla bilmem kaç fit yukarda olmadığımın bilincinde de olsam…

hayallerim yanımda olduğundan, bir iki sarsıntıyla uçaktan inecek değilim…

yolculuk sırasında uçağa kalemle çizdiğim notalar belki de uçuş rotamı oluşturacak ne güzel…

jet-lag olsam ne yazar nerde sabah orda akşam … -Devamı »