Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

 

kucuk prens gezi'de Son günlerde yaşadığımız olayları anlamak için küçüklerin dünyasına sığınmış, Küçük Prens’i okuyorum.

Sertap Erener son şarkısında söylediği gibi ben de böyle iyileşiyorum…

“Gerçek olanı gözler göremez” sözünü kitapta göz sürerken gerçek diye bir şeyin olmadığına, hep bir gerçek üreticisi olduğuna inandığımı fark ediyorum.

Her şey gerçek olmayacak kadar güzel başlamışken, olayların can kaybına kadar varmasından elbette herkes gibi ben de  büyük üzüntü duyuyorum.

Bu nedenle ülkemizi  kaosa sürükleyen böylesine büyük bir olaydan edebi bir yazı yazma kaygısı taşıdığım sanılmasın asla, ama Küçük Prens’i böyle bir duyguyla okuyunca en azından yaşanılanları anlamak için böyle bir yola başvuruyorum.

Kitapta da belirtildiği gibi belki de biz büyükler hiçbir şeyi tek başına anlamıyoruz, bu yüzden yaşananlar her ne kadar gittikçe büyüse de olaylara naif duygularla yaklaşınca olabildiğince ön yargısız ve ufacık düşünce pırıltıları katıldığında, yaşanılanların anlaşılmasının daha kolay olacağının garantisini veriyorum. Bunu herkes yapabilir mi bilmiyorum fakat yapılması gerektiğine inanıyorum.

“İnsanın kendini yargılaması başkasını yargılamasından daha zordur, iyi yargılamayı başarırsan, gerçek bilge olduğunu kanıtlamış olursun” sözü kitabı  sadece  çocukların  değil yetişkinlerin de okuması gerektiğini açıkça gösteriyor zaten.

 

Kendini kral sananlar, kraldan daha çok kralcı olanlar ve hatta “kral öldü yaşasın yeni kral” diyenlere ise iki kere okuma cezası verilmesini öneriyorum.  

?Herkes gücünün yettiğinin kralıdır? diyor ya Küçük Prens, bu bitmek bilmeyen güç istemini krallar ve şakşakçıları sürekli halk üzerinde uygulamalı olarak senede birkaç kez güncellemek gereği duyuyorlar nedense?

Yıllar önce yazdığım ”Taksim’e Pirince Giderken Eldeki Karanfilden Olan İşçiler” adlı yazımdaki aktörlerin aynı olduğunu, aynı siyaset üretimiyle ta o zamanlardan rıza imal etme girişimlerini düşündükçe bu eylemlerin sebepsiz yere olmadığını çok daha iyi anlıyorum.

Dolayısıyla Küçük Prens’te geçen “gülün için, harcadığın zamandır gülünü bu kadar önemli yapan” sözünü “ağaçlar için harcanan zamandır ağaçları bu kadar önemli yapan” şeklinde yaşadıklarımıza uyarlayınca, son derece yaratıcı eylemlerin boyut değiştirerek sürmesini çiçeğe ağaca değil bu emeğe bağlıyorum.

Adı isyan da olsa ağaç da olsa fark etmiyor, kitaptaki yılanın fili yutması gibi bir durum söz konusu oluyor. Yiyen ve yenilen birbirine karışıyor fakat bu görüntünün kitaptaki şapkaya da benzetilme riski var.

Malum şapka devrimdi…

Ancak bu çoğunluğun dediği gibi milat veya devrim değil bildiğiniz evrimdir.

“Birinin sizi evcilleştirmesini kabul ettiyseniz, biraz olsun gözyaşı dökmeyi de göze alacaksınız” diyor Küçük Prens.

Halkı bu kadar ayaklandıracak olayların biraz da alt yapısında bu yatıyor aslında…

Evcilleştirmenin bir yolu da apolitize edilmekten geçtiğini ”Sivil İtaatsizlik Ütopyası” adlı yazımda değinmiştim  bir aralar.

Ütopyamın tam olarak gerçekleştiği söylenemez fakat o apolitize edilmiş çılgın gençlik, başka bir değişle “lümpen” grup bu ütopyayı hem de bilgisayar başında fazla zaman kaybettikleri için, o en çok eleştirildikleri sanal ortamda örgütlenerek gerçekleştirdiler.

“Malumu ilam gerekmez” orası doğru.

Küçük Prens boşuna mı diyor “herkesten verebileceği kadarını istemek gerek, otorite her şeyden önce mantık ister. Gidip de halka kendilerini denize atmalarını emrederseniz devrim yaparlar” diye.

Bu nedenle başbakanın dediği gibi;  Türkiye artık gündemi belirleyen bir ülke değil  belki, ancak gündemden de düşmeyen ülke konumunda.

“Mesaj alındı” demekle olmuyor işte, somut bir gösterge olmadığı takdirde gündemi soğutmak zor olacak bu gidişle…

Kuzunun çiçeği yeyip yiyemediğini okura bırakıyor yazar ama artık halk her şeyi oluruna bırakacak kadar kuzu değil, yemeyecek yedirmeyecek de…

Sönmüş yanardağlarını temizleme istemiyle her sabah boaboa ağaçlarını (kötülüğü temsil ettiğine inanılan bu ağaca) sökme ile işe başlayan Küçük Prens’in gezegeninden mi geldi acaba bizdeki bu ağaçlar,  yoksa bu  kavganın kaynağı zamanında asılan üç fidanın 12 kutsal ağaca dönüşmesi mi gerçekten öğrenmek isterdim.

“Çölü güzel yapan bir yerlerde kuyuyu gizliyor olması” diyor ya Küçük Prens.

Her ne kadar 10 yılda 2.5 milyar ağaç diktiğini hükumet iddia ediyorsa da , aslında 10 yılda on yüz baloncuk yutturdu bize. Neyse ki bunun sonucu 12 adam, 12 imamdan sonra, 12 ağacımız oldu ne güzel…

Yalnızca ağaçlarımız değil kırmızılı kadınlarımız, Çapulcu Perilerimiz, Duran Adamlarımız oldu.

“… Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstüne fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur.”

Prensin gezegeninde her şey özel olmak zorundadır, tek bir gül – ki bize göre ağaçlar – eşsizleşir ve tek bir çocuk “prens” olur. Belki bu ağaçlarla mevsim değişir ve Akdeniz olur.

Küçük Prens’in yazarı kitabı bir büyüğe adadığı için, kitabın hemen başında çocuklardan özür diliyor. Ben de bu kitabı büyüklere böyle bir olayla anlattığım için, tüm çocuklardan af diliyorum.

YAZAN: Hülya Yalım

YAZILAN ZAMAN – MEKAN: (Gezi Parkında yazılmadı bu yazı, fakat protestoların başladığı ilk günden son güne kadar Gezi Parkındaki   olaylarla yatıp kalkarken direnişi sürdüren olayların boyut değiştirmesini hayranlıkla izliyordum ama kendimde yazı yazacak gücü bulamıyordum. Aynı zamanda Küçük Prens’i okurken gelişti bu yazı yazma fikri. Prens’i Gezi Parkına götürdüğüm sanılmasın, aksine o elimden tutup buralara getirdi beni. Fakat unutulmasın tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Machiavelli’ye de o ölümsüz eseri yazdıran da yine bu Küçük Prens’ti.

Bu yazı yazılmadan önce hemen her gece tencereli tavalı sloganlar dinlendi, izlendi. Küçük Prens’in içtiği  kuyu suyu, çocuklukta bir bağda içilen suyun soğukluğunu ve tadını hissettirdi.)

4 yorum yazıldı

  1. Hülya Yalım dedi ki:

    Aslında kral hem kel hem de fodul ama yine de krala çıplak olduğunu söylemeyin sakın asla zira o hala kendi ürettiği söylemlerine herkesin inandığına inanıyor 🙂

  2. Hülya Yalım dedi ki:

    Sizi rahatlatmamın asıl nedeni aynı düşünce noktasından dünyaya bakmamız, olaylara sessiz kalamayan yapımız, dolayısıyla da aynı şeylere duyduğumuz kaygılardır aslında Taci Bey,yanlış tercihler yanlış kişiler hep olacak fakat bizde değişmeyen tek şey insanların daha özgür yaşadığı demokratik bir ülke hayali… Her türlü zorlamaya horlanmaya rağmen onların değimiyle “birkaç çapulcu”nun neleri başardıklarını görmek umudumuzu yitirmemiz içindir bel ki “mesajı alan ile aldıranlar” arasındaki aşamayı hatırlamak bile yeterli…
    Din istismarının herkes farkında artık.İpin ucunu bundan böyle kimseye teslim etmek de yok,gençlik verdiği mesajın sonuna kadar takipçisi merak etmeyin.
    Yorumlarınızla yazılarıma derinlik kazandırmayı da aman ihmal etmeyin 🙂
    Sevgiler Selamlar!

  3. İsmet Nakipoğlu dedi ki:

    Rivayet odur ki?
    Yine bir masalda, annesinin elini tutup Gezi parkında gezintiye çıkan mavi elbiseli bir kız çocuğu kralı bu kez cıbıl çıplak görür. Annesine tüm içtenliğiyle seslenir.

    -Anne anne baksana, baksana!

    -Bak kral çıplak!…

  4. m.taceddin koyuncu dedi ki:

    yazılarını okudukça gönlüm beynim ve bünyem raahatlıyor . Düşündüm neden oluyor bunlar . Sonra aklıma geldi.Aynı kültür,aynı şehir ve aynı aileler geleneğinden gelmişiz.Açlık çekmedik senin deden varlıklı idi iyi biliyorum .Oysa şehirde fakir çoktu ve bizlerden yardım alırlardı.biz farklı büyüdük.Kimse bizi ezmedi,ezemezdi.Ama bu bizleri çok hassas yaptı. başkalarına üzüldük.Dert edindik.Vatanı düşündük ama hepbaşkalarına teslim ettik ipin ucunu hep.Neden çünkü bize yakışmazdı.başkası millet vekili olacak biz o vekillere yardım edecektik.Öylede yaptık. ama seçtiklerimiz seviyelerini bilmedi.Sonra yeni yetmeler çıktı ,olan kültür regülersini , ama dini kullanarak ama kabalaşarak tarumar ettiler. onlar için sadece, menfaat önemli idi.Taksimde veya başka yerde 52+6 insan öldü .adam çıkıp camide içki içildi diyor.seviyesi yerlerde adeta .Oysa milleti teselli etmesi gereken yerden .seçim için uğraşıyor.Birde ayaklar baş oldu diyor . İşte en güzel örnek , geldiği yeri ne çabuk unuttu .anlayacağın küçük prens fanusünde yaşasın.çöldeki saklı kuyu bu nanderthal varlıklara artık bir şey ifade etmiyor.Sen genede topumuzdan önemli GÜLünü,fanüsünden çıkarma ,rüzgardan koru onu. içten saygı sevgilerimi sunarım ……taci

Yorumun ne olacak?