Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

Son günlerde en çok konuşulan sanat yedinci sanat. Bayram öncesi ve sonrası  daha çok komedi tarzındaki (Osmanlı Cumhuriyeti,Arog,Muro) vizyona giren Türk filmleri arasında yıldız gibi parlayan ancak kalitesiyle yalnız kalan bir film oldu “Issız Adam.”

Melis Birkan ile Cemal Hünal ‘ın başrolünü paylaştığı filme klasik Bir Çağan Irmak filmi de denilebilir .Bir iki yıl önce “Mustafa Hakkında Her Şey, Babam Ve Oğlum” gibi, filmleriyle dikkati çeken Irmak’ın her ne kadar sanal alemde filmin sahneleri çalıntı olduğuna dair tartışılsa da, bu sefer farklı bir aşk filmine imza atıyor.

Filmi size anlatacak değilim gittim beğendim ve hıçkıra hıçkıra ağlayanlara şahit oldum.Hatta birbirinin gözyaşlarıyla dalga geçip ağlamayı kahkahaya dönüştürenler de vardı.

Bir çokları gibi benim de filmde dikkatimi çeken şey eski kitaplar eski plaklar …Irmak nostaljik bir gezinti yaptırıyor seyirciye adeta..

Şu an İstanbul?un her ücrasında Ayla Dikmen ‘in ?anlamazsın? adlı şarkısıyla karşılasabilirsiniz.

Nil Burak ‘ın ?yalnızım? şarkısıyla ha keza …

Thomas Hardy ‘nin ?Çılgın Kalabalıktan Uzak? ve İhsan Oktay Anar ‘ın ?Puslu Kıtalar Atlası? kitapları seyirciyle bağımsız bir iletişime girmiş durumda…Kitapçılar filmden sonra satışlarında kayda değer bir artış olduğunu söylüyorlar.

Hele filmde sevgilisinin ayrılık talebi karşısında çıldıran kadının “Karda üşüyorsun uyumak tatlı geliyor uyuduğunu sanıyorsun ama öldüğünün farkında değilsin” repliği hala msn?lerin en popüleriletisi..

Nasıl oluyor da bir film gelip iletişim derslerinden öğrendiğim?hale etkisi? gibi oradan oraya yayılıp birbirinden bağımsız bir kitle oluşturuyor inanılır gibi değil?

Bir dergide filmle ilgili pazar bile oluşturulmuş; işte Alper?in restaurant?ı film sonrası o kadar ziyaretçi akınına uğramış ki gitmeden bir hafta önce rezervasyon yapmak gerekiyormuş.Ada?nındükkanı ziyaretçi akınına uğruyormuş falan filan?

Reklamın böylesi çok daha uzun süre kalıpbizde yeni bir alışkanlık yaratabiliyor.Alper‘in giydiği tişört girdiği plakçı sevgilisine yaptığı kek istisnasız hepsi… Tüm eylemler mekanlar seçilmiş tabiki?

Bu da aslında bir bakıma hepimizin puslu kıtalar atlasımızda çılgın kalabalıklara karışmış birer ıssız adam veya kadın olduğumuzu çok iyi gösteriyor.

Kalabalıklar arasına o kadar karışmışız ki, kendi dünyamızın kahramanı olmaya kimimizin cesareti kimimizin mecaliolmadığından, düşünmek yerine sadece öykünüyoruz bu tatlı öykünme bize o kadar güzel geliyor ki;taklidi taklit etikçe zamanımızı ne kadar boş harcadığımızınfarkında biledeğiliz.

Hülya YALIM

www.hulyayalim.com

3 yorum yazıldı

  1. hafize diyor ki:

    Evet filmi izledim. Geçen gün 2.kez gittim filme. Buda çok beğendiğimi gösterir herhalde.
    Yazarımız çok güzel söylemiş kendi dünyamın kahramanı olmaya mecalim yokkk.
    Yarası olan gocunur derler. Ne kadar doğru filmi izleyenlerle konuştuğumda yarası olan daha fazla etkilenmiş bu filmden. Adamın kızı bırakmasında kızın onun haberi olmadan büyüdüğü eve gitmesinde kabuk bağlayan yaralar kanamaya başlıyor. Dilimizle yalayıp yaraları iyileştirme yeteneğimiz olmadığından o yara hep kalacak. Kapanmayacak sadece üstü kabuk bağlayacak ve yeniden kabuk kalkıp yara kanamaya başlayacak.
    Filmi izlerken arkadaşın yanındaki çok kötü kaptırmıştı kendini:)))
    hıçkırıklarını duymadım ben ama :)

  2. saodat dovranova diyor ki:

    1- Bir mutfak gurusu olan Alper’in işyerindeki tavırları ve replikleri bir dönem ülkemizde de gösterilen Kitchen Confidantal (Mutfak Sırları) adlı dizinin kendileri de aşçı olan kahramanlarına benzetiliyor.

    2- Ada’nın Alper’e gerçekten hissederek sevişmeyi öğrettiği sahne ise başrollerini Keanu Reeves ile Charlize Theron’un paylaştığı; başkalarına hatta kendisine bile soğuk hayattan bezmiş, herkese karşı mesafeli bir erkekle onun tam tersi bir karaktere sahip bir kadının bir aylık ilişkisini anlatan Sweet November (Kasımda Aşk Başkadır) adlı filme benzetiliyor.

    3- Filmin en kilit noktalarından birini içeren sahne de bazı sinemaseverlere başka bir filmi anımsatıyor.

    4- Alper’in Ada’ya aniden ayrılmak istediğini söylemesinden sonra genç kızın hayal kırıklığı içinde sarfettiği “Karda uyuduğunu sanıyorsun ama öldüğünün farkında değilsin” repliği Paris J’etaime (Paris Seni Seviyorum) adlı filmden birebir alıntı olduğu iddia ediliyor.

    5- Issız Adam’ın bir tür klişeler kolajından ibaret olduğunu iddia eden sinemaseverler kumsaldaki sahnenin Le Temps Qui Reste (Veda Vakti) filminden, Alper?in karakterinin About A Boy (Bir Erkek Hakkında) filmindekmi Will’i çağrıştırdığı, Ada?nın, sevgilisinin yatağına uzandığı sahnenin de Los Amantes del Circulo Polar (Kutup Çizgisi Aşıkları), adlı filmlerden esinlendiğini iddia ediyor.

  3. haybo diyor ki:

    (yazıya katkıda bulunmak adına bugün 21 Aralık 2008 tarihli Zaman pazar gazetesinden küçük bir alıntı)

    ıssız adam filmi vizyona girdiği 7 Kasım’dan beri pek çok kişi tarafından izlendi.
    Ancak,sadece bir sinema filmini çağrıştırmıyor.Çünkü artık bir fim adı olmaktan çıktı ve toplumda bir kesimi tanımlar hale geldi.Geçmişte de bunun gibi tek bir durumu tanımlamak için ortaya atılan,ancak daha sonra sosyolojik ya da siyasi bir tabir olarak bir durumu açıklığa kavuşturan ve topluma mal olan pek çok kavram var…

Yorumun ne olacak?