Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

İnsanların araba seçimlerindeki tercih nedenlerini oldum olası merak etmişimdir.

Araba seçimi bir karakteristik özellik mi , yoksa sıradan bir seçim mi öncelikle bunu anlamak gerekir.

Belki de zannedilenin aksine araba seçiminde başat unsur  ekonomik veya ergonomik nedenler değildir.

Hannah Arendt  ” bugün evrensel açıdan kabul edildiği üzere insanları bir yerden diğer bir yere taşımak için değil, onlara istihdam sağlamak için araba üretiyoruz ” diyor. Sizce söylediklerinde haklılık payı yok mu?

İşin doğrusu artık o kadar çok araba ve araba modeli var ki, park yeri üzerine saatlerce konuşabilir, yazı yazılabilirse eğer bu bir başyapıt olur eminim.

Eskiden arabalar hakkında bir şekilde oluşmuş genel kanılarımız vardı.

Örneğin Mercedes arabaya binmek bir zenginlik göstergesiyken, aynı zamanda orta yaşlı insan profilinin de tercih nedeni idi.

 

BMW konformist yaşayan gençlerin adeta vazgeçilmez araba tercihiydi.

Doğan,Şahin gibi Fiat grubu arabalar, ortadirek arabası sayılırken; genellikle sonradan görmüşlüğün de her semte aynı bir şubesi gibi görülürdü .

Volkswagen grubundan  özellikle Kaplumbağa olmak üzere, Toyota, Mazda, Honda  gibi Japon arabalar beyaz yakalıların,  Renault ile Ford  arabaları Türkiye’de üretilmeleri ve  ikinci el piyasası olması nedeniyle esnaflığın simgesiydi.

 

Audi , Jaguar,Volvo arabalar ise, bu  grubun biraz üstünde daha çok iş adamlarının tercihiydi.

Chevrolet , Chrysler ‘e gelince, bu arabalar Amerikan diye tabir edilen kategoriler ötesi markalardılar.

Standart ötesi arabalar Lincoln, Rolls Royce, Maserati, Bentley, Ferrari, Porsche Bugatti gibi arabaları bir yana bırakırsak…

 

Günümüzde ise arabaların mesleklere göre tercih edilmeleri tamamen terk edilmiş görülüyor.

Bunun yanı sıra arabalar artık yaşam standardının göstergesi olmaktan da gitgide uzaklaşıyor.

Aslında araba reklamlarında kullanılan sloganlara bakınca da bu değişim gözlenebiliyor.

Önceleri arabanın sağlamlık değeri önemsenirken, şimdi estetik görünümü,sürüş keyfi, daha da önemlisi konforu  gitgide ön plana çıkmış görünüyor.

 

Audi, reklam filmlerinde eskiden;  ” savaş bitti ama Almanlar hala tank üretiyor ” sloganını tercih ederken, daha sonra ” güç kontrol altında ” zamanla da, ” kendi kurallarını yarat ” demesi bunun en iyi örneğidir.

 

Önceleri bir aracın motor gücü, kaç silindir olduğu önemsenirken, günümüzde bu özelliklerin yanında düşük karbon salınımlı olup olmadığı, otomatik  park sensörleri  olan araçların hibrit teknolojisi ile üretilip üretilmediği araçlara artı değer katıyor.

 

Arabayı tercih nedenleri de tıpkı meslek gruplarına göre dağılımlarıyla değişmiş görünüyor.

Araba kredileri alım gücünü kolaylaştırdığı için, neredeyse her eve birkaç araba düştüğü gibi gidilecek yere uygun araba kullananlar bile var.

 

Kaldı ki arabalar eskisi gibi kullanıcı hakkında herhangi bir bilgi vermiyor.

 

hatta araba kullanımı ile insan hayatı kalitesi arasında zaman zaman çok açık bir zıtlık da oluşabiliyor.

Çok iyi bir arabadan  kültürel seviyesi düşük biri de çıkabiliyor, sıfırı tüketmiş biri de.

Tersine,  mütevazı  bir arabadan ekonomik durumu son derece iyi, dikkat çekmemeye itina gösteren, haza beyefendi bir adam, hanımefendi bir kadın da çıkabiliyor.

 

Mustafa Sandal, yıllar önce her ne kadar ” malesef ruhu yok bu yüzden hiç şansı yok ” dese de arabalar kullanıcıya galiba ruh da can da pekala katıyor.

Arabasını her şeyin üstünde tutan, bakımına oldukça yüksek meblağlar ödeyenler bir yana; devlete yirmibin vergi ödemeyi göze alanlara ya ne demeli?

Arabasına bebeğim,kızım,düldül, diyenleri de hatırlayarak arabasına isim verenleri de unutmamak gerekir.

Yıkanması için olduğundan fazla çaba gösterenlere, başkasının  kullanmasına asla izin vermeyenlere zaman zaman yatak odası gibi mahrem gelir araba.

 

Dolayısıyla çoğu kişiye göre vazgeçilmez bir zevktir araba.

 

Ancak arabanın verdiği zevk dışında farklı görüşü olanlar da var.

Küçük İskender ” Lucifer ‘ ın Bisikleti ” adlı  kitabında şöyle der araba için:

” James Dean, bir trafik kazasında öldü ; Kenndy’ yi bir arabanın içindeyken vuruldu. Papa Jean Poul, bir arabadayken suikaste uğradı , Abdi İpekçi ‘ de öyle. Arabasına bomba konulanlarınsa haddi hesabı yok ; örneğin Uğur Mumcu.

Bütün mesele arabanın içindeyken senin ne olduğun, neyle gittiğinin markası yok işte orada; tam da dikkatini toplayıp gözlerini diktiğin noktada belirginleşiyor kontak anahtarı; çevirdin mi ya da birileri senin adına çevirdi mi anahtarı: araba başka, senin varlığın başka istikamette. ”

 

Çok değil 20-30 sene sonra bu markaların hiçbir önemi kalmayabilir yepyeni bir firma  havayolu ve denizyoluyla ulaşım konusunda farklı bir ürün yaratabilir üstelik  adı araba da olmayabilir.

Arabayı yaratan insan bunun ötesini neden yaratmasın…

Arabalar insan hakkında artık yeterince fikir vermeyebilir

Aslında önyargılarından arınmış kişiye, Ferrari de bir Atarabası da bir…

…desem de peki tamam o kadar da değil…

Sonuçta şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir, arabaya insan değer katar, kazaları arabalar değil insanlar yapar.

 

 

YAZAN : Hülya Yalım

YAZILAN ZAMAN-MEKAN : ( Bu yazıyı tasarladığımdan itibaren gün boyu gördüğüm arabalar ve insanlar arasında neredeyse bağ olduğuna inandığım anlar oldu. Arabalar aslında insanların uzantıları gibi geliyor artık bana en azından son geldiğim nokta bu… Bu yazı yazılırken süreklice Sevtap Ünal’ın ” İnsanlar Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan ” adlı albümden ” Bu Yüzden…” şarkısı dinlendi.)

 

2 yorum yazıldı

  1. Serkan diyor ki:

    İnsanların, arabalarını karakteristik özelliklerine göre seçtikleri konusunda bende aynı görüşteyim.Belki de insanlar aldıkları arabaya göre davranış değişikliklerine uğruyorlar. Araçların dışında aksesuarlar da (özellikle JANTLAR) aynı özelliği taşıyor
    Örneğin ben yolda giderken altında Toyota(özellikle corolla) kullanıcılarını hep birbirlerine benzetirim. Orta yaş, saçlar dökük, hafif göbekli, koltuk direksiyona yapışmış, aşırı yavaş giden ve aynı zamanda yol vermeyen tipler.
    Bmw kullanıcıları yerinde duramayan, kendisinin söförlüğünün aracın hızından daha güçlü olduğunu düşünen, çoğu araçta birkaç parça boya yaptırmak zorunda kalan araç kullanıcılarıdır.

    4×4 kullanıcılarına gelince; yolda hepsine bakın, göreceksiniz ki, kullanırken sanki aracın yüksekliği değil de kendilerinin boyu uzamış sanıyorlar, sadece eller direksiyonda değil kollar da dışardan görünebilecek kadar yukarıda.
    mercedes kullanıcıları ise bakın eğer kullanıcının yaşı 50den yukardaysa sanki onlar için yapılmış bir araç.Ama 50 den aşağıda ise kullanıcı özel şöför gibi emanet durur içinde.(Spor arabalar hariç).
    Böyle olmadığını göstermek için daha sert kullanır ki kendi arabası olduğunu hissettirsin diye. Bunlar Audi nin üst segment araç kullanıcıları için de geçerlidir. Aslında daha devam edebilirim ama neyse?

  2. Orhan Altuntaş diyor ki:

    kainatda her alem, enazı dahil olmakla beraber,
    insana hizmet ediyor,,
    bazı bitkiler hayvanata hayvanat birbirlerine yiyecek olsada, sonucta yine insana hizmet ediyor,

Yorumun ne olacak?