Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

Evrim tartışmaları aslında bir tür maskeli balodur.Fransa Millet Meclisi?nin Ermeni Soykırımı oylaması yaptığı günlerde fikrimi soran fransız arkadaşlarıma şöyle diyordum: ?Yarın da yerçekimini iptal edin ki hepimiz uçalım!?

Bilimde de demokrasi olmaz. Bilimsel gerçekler parmak kaldırmak suretiyle değiştirilemez. Evrim yanlısı veya karşıtı insanların azlığı veya çokluğu ne evrimcilik fikrine güç katar ne de onu zayıflatır. Galileo ?Dünya yine de dönüyor? derken belki yalnızdı ama haklıydı. GERÇEK var olmak için bilinmeye muhtaç değildir.

Evrim bir teori midir yoksa bilimsel bir gerçek mi?

?Teori? kelimesinin etimolojisi eski Yunanca theoria – ?????? (seyretmek, seyirci, gösteri) kelimesine uzanır. Teori bilimsel gerçek demek değildir. Bilim adamı ?seyrettiği? olaylar arasında bir bağ olabileceğini düşünürse bir teori oluşturur. Teorisine destek bulabilir, popüler olur. Ama herkesin onu desteklemesinin bilimsel bir değeri yoktur.

Meselâ yağmurlu bir günde şemsiyeli insanlar gören bir çocuk yağmurun şemsiyeler yüzünden yağdığını iddia edebilir. Bu bir teoridir. İspat edilmeye muhtaçtır.

Bilimsel olarak henüz açıklanmamış bir grup olay karşısında önce o olayları birleştiren fikirler öne sürmek gerekir. Bu birleştirme çabası örneğin sebep-sonuç ilişkisi olabilir. Fikirleriniz tutarlı bir bütün oluşturduğunda bir modelden söz edebilirsiniz. Tutarlılık gereklidir. Her gerçek tutarlıdır. Ama her tutarlı fikir gerçek olmayabilir.

Bu sebeple modeli destekleyecek deney ve gözlemler yapmak gerekir. Eğer bilim adamı olgun bir insan ise modelini çürütebilecek gözlem ve deneyler de yapar. Yani dinozorların bakteriden geldiğini ispata çalışmaz. Dinozorların nereden geldiğini bulmaya çalışır. Böylece modeli olgunlaşır. Denenebilir hale gelir. Diğer bilim adamları teori sahibinin belirlediği koşullar içinde modeli dener ve artık bu fikirler bilimsel bir GERÇEK olur.

Meselâ bilim adamının keşfettiği bir antibiyotik öngörülen virüs grubunu öldürür. Bu artık bilimsel bir gerçektir. Bir teori olmaktan çıkmıştır. Belirli sıcaklık, nem, asitlik, vs ortamında dünyanın her yerinde o antibiyotik o virüsü öldürecektir.

Gelelim Darwin ve Evrim konusuna. Meşhur Ernst Mayr ?One Long Argument: Charles Darwin and the Genesis of Modern Evolutionary Thought? adlı eserinin başlığından itibaren bir Evrim Teorisinden değil Evrim düşüncesinden (Evolutionary Thought) bahseder. Meselâ bu eserin 4cü bölümünde Darwin?in Evrimci düşüncesinin bir teori değil bir çerçeve, bilimsel bir doktrin olduğunu anlatır:

?In both scholarly and popular literature one frequently finds references to ?Darwin?s theory of evolution?, as though it were a unitary entity. In reality, Darwin?s ?theory? of evolution was a whole bundle of theories, and it is impossible to discuss Darwin?s evolutionary thought constructively if one does not distinguish its various components.

? The term ?Darwinism?, ? has numerous meanings depending on who has used the term and at what period. A better understanding of the meaning of this term is only one reason to call attention to the composite nature of Darwin?s evolutionary thought. ? I consider it necessary to dissect Darwin?s conceptual framework of evolution into a number of major theories that formed the basis of his evolutionary thinking.?

Evrim düşüncesi bilimsel gerçeklere dayanır mı?

Elbette. Meselâ doğal seleksiyon, kullanılmayan organların yok olması gibi ?evrimci? mekanizmalar kısa ömürlü bakteri solucan vb hayvanlarda deneyler yoluyla ispat edilmiştir. Bu deneyler her zaman tekrar edilebilir.

Ancak bu mekanizmaların ayrı ayrı birer doğal olay değil de MİLYONLARCA YILLIK tek bir sürecin küçük parçaları olduğu iddiası ayrı bir şeydir. Bütün ineklerin memeli olduğunu söylemek ile bütün memeli hayvanların inek olduğunu söylemek arasında fark vardır.

Artık milyonlarca yıllık geri dönülemez ve test edilemez bir süreç fikri devreye girmiştir. Kimi evrimcilerin iddia ettiği gibi hayatın ortaya çıkışından insana varan bir sürecin evrimle açıklanması artık sahanın değiştiğini işaret eder.

Demek ki Evrim düşüncesi canlıların tarihi üzerine bir doktrin, muhtemel spekülasyonlar için bir çerçeve? O halde doğrudan tarihî bir örnek alalım: İstanbul?un Fethi sırasında karadan yürütülüp Haliç?e indirilen gemilerin sonuca etkisi ne idi?

Fethin başarılmasında OLMAZSA OLMAZ bir eylem?

Bizans saflarında korku ve askerin moralinde bir çöküntü?

Lüzumsuz bir macera?

Tarihçiler karbon 14 testi gibi ?bilimsel yöntemler? kullanarak araştırabilirler. Ama varacakları sonuç bir tercih, bir duruş, bir doktrin gölgesinde olacak. Zamanda seyahat etmemiz ya da bu savaşı yeniden yapmamız mümkün olmadığına göre tarihçilerin söyledikleri birer spekülasyondan öteye geçemeyecek.

Bu bağlamda ?evrim düşüncesi? ispatlanması ya da yalanlanması imkânsız bir zihinsel olgudur, felsefî bir duruş hatta bir inançtır. Neden?

Evrime alternatif bir senaryo üretelim:

Dünyada hayatı Andromeda takım yıldızından gelen uzaylılar başlattılar, dünya bir laboratuardı onlar için. Bakterilerden insana kadar bütün canlıları başka gezegenlerden taşıdılar binlerce yıl boyunca. Sonra bütçe sıkıntısı sebebiyle deneylere ara verdiler ve gezegenlerine döndüler. Yakında geri gelecekler ve herşey ortaya çıkacak.

İnanmayan varsa yanıldığımızı ispatlasın da görelim!

Seküler bir gözle bakıldığında İslâm, Hristiyanlık ya da Musevilikteki yaratılış düşüncesi de bir senaryodur. Bilimsel bir gerçek değildir. Eğer Tanrı bilimsel olarak ispat edilebilecek bir şey olsaydı zaten Tanrı olmazdı.

Müslümanların evrim ile imtihanı

Ancak düşünce dünyamız 19cu yüzyıl insanlarının teknoloji hayranlığı ve pozitif bilimin üstünlüğü(!) fikriyle formatlanmış vaziyette. Bu sebeple dindar Müslümanlar ve Hristiyanlar bile üstü kapalı bir biçimde bir Yaratıcı-Tasarımcı olduğunu ?bilimsel? olarak ispatlamak istiyorlar.

Bu istek ise beraberinde bir tür mucizeperverlik getiriyor ki bunun İslâm?a uygun bir duruş olduğundan da o kadar emin değiliz. Bir başka deyişle ?vay bee arılara bak, nasıl bal yapıyor. Biz hiç bir fabrikada bal yapamayız, demek ki bir Tanrı var? tarzı bir iman zayıf bir imandır. Aklın muCiZe karşısındaki ACZiyeti imanın sebebi ise bilim ilerledikçe iman silinecek(!) demektir. Akla ve teknolojiye tapan ?modern? insana (henüz) uzanamayacağı yerler olduğunu söylemek yenilginin itirafıdır. Müslüman?ın, Hristiyan?ın rezil olmasıdır. Şaşkınlığa ve aklî acizliğe dayalı BU iman pozitivist düşünce karşısındaki aşağılık kompleksidir.

Evrim ve alternatif senaryolara geri dönecek olursak? Akıllı Tasarım gibi bir senaryo az önce sözünü ettiğimiz Yaratıcı-Tasarımcı?nın varlığını zorunlu kılıyor. Oysa kimi teistlerin savunduğu ?evrimi de Tanrı yarattı? senaryosu yeterince ?dindar? değil. Adeta herkesi memnun etmeye çalışan bir ORTA YOL.

Son tahlilde Evrenin, canlıların ve tabi biz insanların tarihine, kökenine getireceğimiz açıklamalar iki varoluşsal-kimliksel soruya yanıt olur:

1) Neden inanıyorum?

2) Neden inanMıyorum?

Bu sebeple Evrim tartışmaları aslında bir tür maskeli balodur. Bir başka yazımızda belirttiğimiz gibi:

?İnançlar arası diyaloğun ilerleyebilmesi için öncelikle farklı inançtan insanların bu farkı kabul etmesi gerekiyor. Bu diyalogların kurulması önündeki en büyük engel kanaatimizce halen sürmekte olan maskeli balodur.? (Evrime iman ve dinler arası diyalog)

Okullarda evrim öğretilmeli mi?

Yukarıda da altını çizdiğimiz üzere ?evrim düşüncesi? ispatlanması ya da yalanlanması imkânsız bir zihinsel olgudur, felsefî bir duruş ya da bir inançtır.

Bu sebeple evrim eğer okulda anlatılacaksa bunun yeri biyoloji değil felsefe dersidir. İnsanın ortaya çıkışı konusunda bir Yaratıcı fikrinden rahatsız olabilecek insanlar Tanrı?sız bir ortaya çıkış senaryosu üretme ve bunu savunma hakkına elbette sahipler. Ama bugün içinde bulunduğumuz durum oldukça çarpık:

Felsefî bir duruş bilimsellik kisvesi altında biyoloji derslerinde anlatılıyor. ?Dinozorları ALLAH çarptı, öyle yok oldular? diye bir biyoloji dersi nasıl olmazsa evrimi bilimsel bir gerçek olarak yutturan biyoloji dersi de olmaz. Bunun yeri felsefe dersidir.

Mehmet Yılmaz/Derin Düşünce

www.kadinhaberleri.com

3 yorum yazıldı

  1. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    GERÇEK BİLİM ? GÜDÜMLÜ BİLİM

    Gerçek anlamda bilimi tartışabilmemiz için gerçek bilimin ne olduğunu bilmemiz gerekir.

    Kendini bilim insanı zanneden kimi insanlar karşıtlarını yermeyi, sövmeyi, hor ve hakir görmeyi bilim yapma zannetmektedirler.

    Bu şekilde düşünüp davranmanın karşıtlarına da aynı şekilde davranma hakkı verdiğini nedense düşünememektedirler.

    Halbuki bilim kavga etme değil gerçeklerin, doğruların aranıp bulunduğu insanlığın diğer canlılardan farklılaşıp uygarlaştığı tek yoldur.

    Bilimi çeşitli yol ve yönetemnlerle gerçekleri, doğruları arayıp bulma çabaları olarak tarif edebiliriz.

    Öğrenme , düşünme muhakame edip sonuç çıkarabilme melekelerine sahip her insan bu çabalara ortak olabilir.

    Bilim yapma hiçbir zümrenin tekelinde değildir.

    İnsanlar genelde fikir ve düşünce yönünden tarafsız olamazlar.

    Fikir ve düşünceler hayatlarını yol ve yön verdikleri, onlarla doldurdukları dinlerin, inançların ve de inançsızlıklarnın felsefe temellerinin? vb gibi çok çeşitli etkenlerin etkisi altında farkılaşırlar.

    Bu nedenle birilerinin siyah dediğini bir başkaları beyaz diyebilir.

    Bu farklılıklar tam bir zıtlık oluşturabilir.

    Gerçekte bu farklılıklar düşünce-fikir ufkumuzu genişleten zenginliklerdir.

    Bu nedenle bilimi yanlışların içinden doğruları ? gerçekleri bulma çabaları olarak da tarif edebiliriz.

    Bir insanın kendi düşüncesini bilimsel yol ve yöntemlerle ortaya konulmuş kanıtlarla desteklenmediği halde tartışmasız gerçek ya da gerçekler olarak kabul etmesi tüm düşüncelerini, teorilerini bu sahte gerçek üzerine kurgulamaya çalışması tutuculuk olur ve bilimin en büyük düşmanıdır.

    Gerçek bilim insanları hiçbir zaman şu düşünceyi ? fikri ? teoriyi peşinen doğru kabul edelim de sonra kanıtlanı arayıp buluruz demez, diyemez.,

    Gerçek bilimin temeli önce kanıt sonra sonuç ilkesidir.

    Gerçek bilim gözlem ve deneylerle sınanmış kanıtların işaret ettiği gerçekler ve bu gerçeklere dayalı mantıksal çıkarımların oluşturduğu basamaklarla yükselir.

  2. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    TERSİNİM GERÇEĞİ

    Ateizmin yan ürünü olan Materyalizm her şeyin maddesel bir karşılığının olduğu maddeye indirgenebileceği mantığını temel almış nice bin yıllardan beri bilimi etkileyen felsefelerin başında gelir.

    Materyalizmin Tanrı tanımazlar tarafından sahiplenilerek bilimin Tanrının olmadığı doğrultusunda yorumlanmaya çalışması bu felsefeye dinselliğe benzer tek yönlülük, tutuculuk, bağnazlık getirmiştir.

    Hâlbuki bilim tam bir düşünsel özgürlük ve tarafsızlık ister.

    Bunun nedeni ise doğamız gereği çok sık yanılmamız aldanmamızdır. Bir bakıma algılayabildiklerimiz bir doğrular yanlışlar yığınıdır.

    Gözlem ve deneylerle; ulaştığımız gerçeklere dayanan mantıksal çıkarımlarla bu yığından doğruları arayıp bulmaya çalışırız ki buna bilim yapma diyoruz.

    Gözlem ve deneylerin mantıksal çıkarımların sonuçlarına dayanmadığı halde peşinen ret ve inkâr edilemez gerçekler kabul edilmiş dinlere inançlara ya da felsefelere dayalı hiç bir varsayım bilime temel alınamaz, bilim bu tür varsayımların üzerine kurgulanamaz.

    Kurgulanırsa ortaya çıkan pek çok vahim hatalar, yanlışlar içeren güdümlü bilim olur.

    Temel alınan mantık yanlış ise ulaşılan sonuçların da yanlış olacağı açıktır.

    Her şeyden önce bilim terazisinin doğru kurgulanmış olması gerekir. Eğer terazi yanlış tartıyorsa doğru tartmak için yapılan çabalar sonuç vermeyecektir.

    = = =

    Tersinim nice uzun zamandır uygulanan bir büyük yanlışı ortaya koymakta bilime yeni bir anlam ve boyut kazandırmaktadır.

    Bu nedenle tersinim tüm bilimsel bulguları yeniden sorgulayıp yorumlayacak tüm yaşantımızı yeniden yön ve şekil verecek kadar önem-lidir.

    Fakat her şeyden önce bir mantık düzeltmesi gereklidir.

    İyiler kötülerle, güzeller çirkinlerle, doğrular yanlışlarla tartılıp kıyaslanırsa gerçek gerçeklere; her türlü yanlışlardan hatalardan arındırılmış gerçek bilime çok daha kolay ulaşabiliriz.

    Bu nedenle bilim kesinlikle tarafsız ve özgür düşüncelerin, araştırmaların, yorumların ürünü olmalıdır.

    Tersinim buna önce kanıt sonra sonuç ilkesi olarak tanımlar ve bilime temel alır.

    Tersinim hangi dine inanca felsefeye temel olursa olsun doğruluğu bilimsel yöntemlerle gösterilmemiş hiçbir varsayımı inkâr edilemez gerçek ya da gerçekler olarak kabullenmez.

    Bilimin bu tür sahte gerçekler ya da şüpheli varsayımlar üzerine kurgulanmasına izin vermez.

    Bilimin ortaya koyduğu gerçekler hiçbir zaman birbirleriyle çelişmez. Uydurmak için eğip bükmeler, zorlamalar gerektirmez

    = = =

    Tersinim şu esaslar üzerine kurulmuştur.

    1)-Varoluştaki tüm düzen ve sistem sahibi yapılar zaman içinde tersinime uğrar. Sonuç kaçınılmaz olarak düzensizlik, sistemsizlik, bozum ya da karmaşadır.

    Tersinim tüm düzen ve sistem sahibi yapılarda zaman içinde ve doğal şartlarda oluşan eskime, yıpranma, azalma, çoğalma, çeşitlenme, değişme, sakatlanma, hastalanma, yaralanma, ihtiyarlama vb. Şekillerindeki OLUMSUZLUKLARIN genel ifadesidir.

    Olumlu değişimler yoktur.

    Mutasyonların tümü az ya da çok zararlıdır.

    2)-Tersininim başta maddenin korunumu, termodinamik olmak üzere tüm doğal kanun, kural ve ilkeleri kendine temel alır hiç biriyle çelişmez.

    3)-Tersinim yaşamın her safhasında rahatlıkla gözlenip sınanabilir; daha da önemlisi yaşanır.

    4)-Düzen ve sistemlerin bir başlangıcı ömrü ve sonu vardır. Bu nedenle ezelden gelip ebede gitmezler.

    5)-Düzen ve sistem sahibi yapılar irade-bilgi-yeterli güç-yeterli madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşur aniden ve rastlantılarla ortaya çıkmazlar.

    6)-Tüm düzen ve sistem sahibi yapılar tersinime açıktır.

    Tersinimin fiziksel ve kimyasal pek çok nedenleri vardır ama en önemlisi kontrolsüz enerji giriş, çıkışları gibi etkenlerdir.

    Tersinim etkisi bu yapıların korunma – savunma – bağışıklık – çevreye uyum sistem düzen ve mekanizmalara sahip olup olmadıklarına; bu mekanizmaların işlerliğine hassaslığına, genişliğine, derinliğine; zamanın uzunluğuna ya da kısalığına, tersinim etkenlerinin gücüne ve çeşidine bağlı olarak değişebilir.

    7)-Düzen ve sistemler oluşturmak zor karmaşa ise kolaydır. Karmaşalar için kaba güç ve kısa süreçler yeterli olabilir.

    Düzen ve sistemler ne kadar kompleks ve hassas ise bozum o kadar kolay olur.

    8)-Düzen ve sistemler amaçlarına uygun kanunlar, kurallar, ilkelerle şekillenip yapılanırlar; işlerlik kazanırlar varlıklarını korumaya çalışırlar.

    9)-Karmaşalarda (düzensizliklerde sistemsizliklerde) kanunlar, kurallar, ilkeler bulunmaz.

    Kanun kural ve ilkelerin bulunması o yapının düzen ve sistem sahibi olduğunun kanıtlarıdır.

    10)-Nice milyar yıllardan beri değişmeyen kanun, kural ve ilkelerle şekillenip işlerlik kazanan evrenimiz (ve tabii ki dünyamız) düzen ve sistem sahibi muazzam bir yapıdır.

    İrade, nitelikli bilgi, nitelikli güç, nitelikli madde ve yeterli zaman beşlemesinin ürünüdür.

    11)-Maddenin korunumu kanunu evrenimizin bir başlangıcının ve sınırının olması bir Büyük Bütünün var olduğunun kanıtlarıdır.

    12)-Büyük Bütün kütlesiz bir NURDUR. Kütlesiz olduğundan sonsuzdur.

    Evrenimiz ve diğerleri bu kütlesiz Nurun içindedir. Onunla kuşatılmış; sarılıp sarmalanmıştır.

    13)-Big Bang güdümlü bilimin varoluş sorusuna tabi olduğu felsefe temellerine uygun cevap bulma amaçlı sipariş bir teoridir.

    Akıl mantık ve bilim dışı pek çok çelişkileri içerdiğinden tamamen yanlıştır.

    14)-Varoluş Büyük Bütünün bir zerresinin kütle ve hacim kazanması, maddeleşmesi, genişimi ile başlar. İlk madde, olabilecek en büyük atom ve moleküllere sahiptir.

    15)- Elementleri oluşturan atom ve moleküller atom içi parçacıkların eksi ve artı elektrik yüklü yapıları gereği zaman içinde kademeli oluşmazlar.

    Başlangıçtan itibaren bir düzen içinde varolmak zorundadırlar.

    Elementlerin oluşumu kademeli fisyon (bölünme) şeklindedir.

    Sonunda en basit element olan hidrojen ortaya çıkar.

    16)-Elementlerin füzyon (birleşme) sonucu oluştuğu varsayımı göz-lem, deney ve mantıksal çıkarımlara dayanmadan çok, güdümlü bilimin temellerine uygun olduğu için ortaya atılmıştır.

    Akıl mantık ve bilim dışı pek çok çelişkiler içerir.

    17)-Bir yapının canlı olarak nitelenebilmesi için en azından korunma – savunma – bağışıklık ve çevreye uyum ? beslenme ? üreme özelliklerini eksiksiz sahip olması gerekir.

    Bu nedenle en basit canlı bile düzen ve sistemlerin bütünselliğindedir. Rastlantılarla oluşamaz.

    18)-Her canlı türünün uygun yer ve zamanlarda yeterli sayılarda var edilmiş bir arı ırkı vardır.

    19)-Canlılarda zaman içinde gözlenen değişmeler gen havuzu dâhi-linde oluşur. Bu yolla canlılar çeşitlenirler. Irklar dar alanda çeşitlen-meler sonucu oluşurlar..

    20)-Gen havuzundaki değişimler kesinlikle tersinim yönündedir.

    21)-Türlerden türlere geçiş mümkün değildir. Bu tür oluşumun önünde aşılması mümkün olmayan doğal engeller vardır.

    22)-Tüm canlılar ekolojik sistemin bir parçasıdır. Her canlının bu sistemde bir yeri ve görevi vardır.

    23)-Tüm canlılar yapılarını yaşam avantajlarını korumaya çalışırlar. Koruyamayanlar elenir. Buna doğal elenme denir. Doğal seleksiyon yanlıştır.

    24)-Canlıların korunma – savunma – bağışıklık ve çevreye uyum düzen sistem ve mekanizmaları ZARARLILARDAN korunma mantığıyla kurgulanmıştır.

    Canlılar faydalıları seçmezler.

    Bu nedenle faydalıları seçip üstünlük sağlayanlar diğerlerini eler mantığındaki doğal seleksiyon yanlıştır.

    25)-Canlılarda üreme doğal YENİLENME şeklidir. Canlılar bu yolla varlıklarını uzun süreçlerde koruyabilirler.

    26)-Irklar dar alan (allopatrik) çeşitlenmesi sopnucu meydana gelmiştir.

    27)-Doğal olan en güzeldir. Doğallığı korumak zorundayız. Bilim, tersinim sonucu bozulan doğallığı düzeltme yönünde çabalamayı, geri kazanmayı ana gaye edinmelidir.

    28)-İnsanlar doğanın efendisi değil doğanın bir parçasıdır.

    29)-İnsanlık dünyanın kaynaklarını har vurup harman savuran, dıoğallığı zehirleyip bozan, modern kölelik düzeni oluşturan tüketim ekonomisinden süratle kurtulmalıdır.

    30)-Dünyanın askere ve silaha ihtiyacı yoktur. Bu yönde harcanan güç, para ve zamanı dünyamızı daha doğal, daha verimli, daha güzel bir hale getirmek için kullanmalıyız.

    31)-Doğalllıkta aileler anaerkildir. Anne ailenin reisidir. Baba dahil diğer aile bireyleri anneye yardımla görevlidirler.

    32)-Anne ve çocuklar kesin devlet himayesinde, desteğinde, her türlü koruması altında olmalıdır. Annelere çocuklarından ayırmamayı dikkat edilmeli; kadınlarımız, kızlarımız bu doğal görevlerine uygun eğitilmeli, annelik birinci görevleri olmnalıdır.

    33-Bu günkü adalet mekanizması tam bir keşmekeş içindedir. Sosyal düzen ateizm güdümlüdür.

    Ciltler dolusu kanunlarımız olmasına rağmen suçluluk önlenemektedir.

    Kanunlar herkesin anlayıp uygulayabileceği şekilde basitleştirilmelidir.

    34)-Suç=ceza iyilik=mükafat sistemi uygulanmalıdır.

    35)-Suçlular hapislere atılma yerine teşhir ve sürgün cezası uygulanmalıdır.

    Bu konuda pek çok öneri yapılabilir.

  3. sam diyor ki:

    O kadar da degil

    Evrimin kanitlari var
    1. DNA nin sureki mutasyona ugramasi
    2. bu olay bakteri populasyonlarinda gozlenebilmekte
    3. ara gecis fosilleri
    4. evrimin ilerleyen tekonolojiyle gozlenebilecegi
    5. gelecekte lab sartlarinda yeni turler uretilebilecegi
    6. site directed mutajenez ve

    fact degil ama bir biyolojik teori

Yorumun ne olacak?