Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

Bir biyolog arkadaşım “evrim teorisini felsefinin konusu yapmak dinin kucağına atmaktır” diyordu. Bir bakıma haklılığını aşağıdaki yazıda kendi penceresinden bakan Gilman adlı yorumcu da doğruluyor gerçekten.

Bu da bize Evrim Teosinin konusunun biyoloji mi yoksa, felsefenin mi konusu olmasının, aslında çok da önemi olmadığını gösteriyor.Çünkü, konuya biyoloji veya felsefe açısından bakmaktan ziyade, bizi biz yapan dünya görüşümüz ön plana çıkıyor.

Sanat,din, ideoloji günlük yaşayışımızda kullandığımız bireysel ve toplumsal değerlerin tamamı, bizim dünya görüşürümüzü belirlerken; ister istemez değer yargılarımız oluşuyor biz fark etmeden .

Darwin arkadaşı Lyell ?e yazdığı mektupta, Türlerin Kökeni adlı çalışmasıyla ilgili gelecekte onun kabul edilmesi konusunda kuşkuya düşemiyorum ve bizim çocuklarımız şimdi gördüğümüz fosil kabuklarının geçerlikteki inanca göre yaratılmış olduğunu düşünmemize şaşacaklar” diyor.*

Yaşar İliksiz’ in** dediği gibi;sonuçta Allah?ın varlığı da, evrim teorisinin gerçekliği de ancak ona inananların gerçeklik ölçeklerinde kanıtlarla söz konusudur ve o kanıtların bir diğer kesim için anlamı yoktur.

Felsefe bilim olmamakla birlikte,bilimin yöntem oluşturmasında olmazsa olmaz etkenlerin başında geliyor. Bu nedenle, biyolojinin içinde felsefenin olması en azından teorik açıdan zorunludur, ancak felsefenin içinde biyoloji olması zorunlu değildir.

Ama yine de, felsefenin bilim olmaması, onun bilimlerden kopmasına yol açmaz. Çünkü felsefenin en canlı devreleri ilimle birlikte yürüdüğü zamanlardır. Bu birlikte yürümeler sonucu, bilimler, felsefenin hazırlık safhası olmuş ve felsefe de; bilimlere temel prensiplere şuur kazandırmıştır.

Tarih boyu bilim felsefe ve dünya kavrayışı, geniş bir zaman diliminde dünya görüşünü etkilemiştir. Dünya görüşünün normal şartlarda günlük karar ve tercihlerimiz üzerinde belli bir etkisi olduğunu, artık herkes kabul ediyor.

İnsanın felsefesini kuran kesin kanaatleridir, zira bu türden inançlar varlığın bütünü ile ilgili derin sezgilerimiz olup; toplu yaşayışımıza geçtikten sonra, bize anne babalarımız öğretmenlerimiz yahut sosyal çevrenin telkinleri ile kazandırılmışlardır. Buna göre, felsefi inançların tartışmalar sonunda yani zorunlu ispatlamalar sonucu elde edildiklerini söyleyemeyiz.

Felsefenin yapacağı işlerin önemli bir kısmı inançların iyi kurulup kurulmadığını kontrol etmektir aslında ve bu da, felsefe dünyasında ateşli tartışmaların ortaya çıkmasına rol açmıştır.

Allah’ı ve ruhun varlığının sorgulanması neyse, Evrim Teorisi tartışması da işte aynen böyle bir tartışmadır.

Felsefe”evrendeki uyuşmazlıklara temelden bir çözüm yolu getirebilmek amacıyla zihnin varlık üzerinde bütünlük görüşleri elde etmesidir.” Bu tanımda, felsefeyi bilimlerden ayıran özelliği görüyoruz. Bilimlerde belli olay gruplarını açıklayan bilgiler verdiği halde,felsefe; bütünüyle ilgili görüşleri temsil eden değerler getirmektedir, böylece o sanat ve din gibi, hayatın özü ile ilgili yaratma şubelerine daha yakın oluyor.

Bilimsel gelişimleri iki ayrı yönden ele almak mümkündür. İlki bilimin iç dinamiği ile ilgilidir ki bilimsel problemler verilen cevaplar bilimsel gelişmeyi meydana getirir. Fakat bilimsel problemler ve verilen cevaplar,dış etkenlerden bağımsız değildir.Çünkü bilim bir çok dış faktörün çok yönlü etkisi altındadır.

Bu dışfaktörler bilimsel çalışmalara hedef gösterebilmekte, bilimin gündemini belirleyebilmektedir.Bu iç faktörleri ?felsefe?,dünya görüşü?ve “dünya kavrayışı” olarak isimlendirebiliriz. Bu etkileşim sonunda her dönem veya topluma göre değişebilen bir ÇERÇEVE(paradigma)oluşmaktadır.***

İşte bu çerçeve, sadece bilimsel bilginin sahip olabileceği özellikleri değil,daha da önemlisi, bilimsel gelişimi de doğrudan etkiyebilmektedir.

Bilimsel bilgilerin denetlenebilirliği sadece objektifliğini değil; bir gelişim içinde olmasını da beraberinde getirmektedir. Çünkü denetlenebilirlik aynı zamanda hem doğrulabilirlik, hem de yanlışlanabilirlik demektir.

Doğrulanabilirlik ;belirli şartlar çerçevesinde herkesin aynı sonucu elde edebilmesidir.Yanlışlanabilirlik ise, Popperci anlayışa göre;bilimsel bir sistemin temel özelliğidir. Çünkü bilimsel bir sistem,hangi deney veya gözlemlerin kendisini yanlışlayabileceğini bildiren bir sistem demektir.

İşte bu nedenle Mehmet Yılmaz ?ın**** yukarıda da altını çizdiğimiz üzere “evrim düşüncesi ispatlanması ya da yalanlanması imkânsız bir zihinsel olgudur, felsefî bir duruş ya da bir inançtır”görüşüne katılmamak mümkün değil.

Nasıl ki Gilman?a göre “Evrim Teorisi hem biyolojinin hem de felsefenin konusudur… Ama boş bir teori… İnsanlığı ifsad eden bir teori… Dünyayı fesada boğan bir Yahudi’nin hezeyanı…” ise Yaşar İlksiz ‘ e göre de, “hem Darwinizmi şeytanlık olarak yorumlayacaksınız, hem de şeytanlığın kıyametten önce öldüğünü iddia edeceksiniz! Mümkün mü? İnsanoğlu yaşadığı sürece Darwinizm yaşacaktır?” görüşü sadece zamanla oluşan dünya görüşü ve inançlarımızın etkisiyle iki farklı bakıştır.

Darwin?le dinin kucağında değil de, mevcut sistemin narında yanan Tubitak yetkililerine, en azından böyle bir konuyu tartışmaya açmaları bakımından, teşekkür etmek gerekir.Çünkü bu konuları tartışıyor olmak her ne kadar çerçevenin çok uzağında olsak bile, bir anlamda anlamlandırmak istiyorum demektir…

Hülya YALIM

www.hulyayalim.com

KAYNAKÇA: * Charles Darwin Yaşamı ve Mektupları, Francis Darwin Çev.Hüseyin Portakal, Düşün Yay.

** www.haber7.com

***Bilim Tarihi, Şafak Ural, Çantay Yay.

**** www.derindusunce.org

4 yorum yazıldı

  1. Zine diyor ki:

    (NECİMİYE ALPAY SON YAZISINDA;
    Darwin?in söylediği her şey son sözcüğüne kadar sonradan yanlışlanmış olsa bile bu onun önemini azaltır mı, sormak gerekiyor. AyBilim, kuşkunun ve yanlışlanmanın alanı olarak tanımlanmamış mıdır? En büyük bilimcilerden birinin, dinsel inancı bulunmadığı bilinen Einstein?ın, ?tanrı yoktur? demekten kaçınmasının nedeni bilimsel kuşku değil midir? Tanrının varlığı kanıtlanamadığı gibi, yokluğu da kanıtlanamamakta, dolayısıyla bilim açısından her iki
    yönde de kuşku yerli yerinde durmaktadır DİYOR.

    SİZİN GİBİ KAFASINI KUMA GÖMENLERE DUYURULUR GİLMAN BEY VARIN SİZ DE BİZE AKSİNİ ISPATLAYIN.

  2. gilman diyor ki:

    DİN’İN GETİRDİĞİ ÖĞRETİLERİN TÜMÜ YARATILIŞ GERÇEĞİNİ ANLATIR. BUNUN DIŞINDA “YARATILIŞ” GERÇEĞİNİ ÇÜRÜTMEYE KARŞILIK OLUŞTURULAN VE TEMELLERDEN, DELİLLERDEN YOKSUN SAÇMALIKLAR ASLA TEORİ OLAMAZ…

    EVRİM TEORİSİNİ DESTEKLEYEN TEK BİR DELİL YOKTUR.

    ?Bir ?bilimsel? problem olan canlıların oluşumu ve değişimi açıklayabilen yegane teori olan evrim teorisi??

    Biyolog rumuzuyla yazan zat-ı muhterem veya muhtereme? Eğer rumuz değil de gerçekten BİYOLOG iseniz, EVRİM TEORİSİ denilen saçmalığın çıkılmaz bir gayya çukuru olduğunu ve temelden yoksun, delilsiz traji-komik bir safsata olduğunu ?biyoloji eğitimi görmeyen? pek çoğumuzdan daha iyi bilmeniz gerekirdi?

    Ama yazınızdan anlaşıldığı kadar; ?yegane teoiri? diyecek kadar resmen UÇMUŞSUNUZ!…

    Eğer Sapkın Yahudi Darwin?in dediği gibi, EVRİM var idiyse? Bu kadar araştırmaya, fosil bulgusuna, teknolojiye rağmen ARA FORM?lar neden bugüne kadar TEK BİR TANE dahi bulunamadı?

    İnsanlığı ve YARATILIŞ gerçeğini ifsad etmeye gerek yok!.. Bilim ve her türlü tahsil edilmiş ilim YARATILIŞ gerçeğine doğru mecburi istikamet olarak yol alır?

    Hadi DİN denilen?deyişinizle- inanç dogmasını (!) bir kenara bırakalım. Yok sayalım? Milyarlarca galaksiden meydana gelen evren ve içindeki insan ilminin ve beyninin algılayamacağı harikuladelikleri, düzeni, işleyişi neyle ve nasıl izah edeceksiniz?

    Yaratılan en basit şeyde bile, (ot olsun, çiçek olsun, küçük bir mikrop olsun) olağanüstülük, mucizevari bir harikuladelik ve sonuçta yaratılabilmeliri için sonsuz ve sınırsız bir ilim ve bilim yok mudur?..

    Bir zamanlar şöyle bir ifade duymuştum; ?her şeyi maddede arayanların gözleri akıllarındadır. Akıl ise maneviyatta kördür??

    İnsan ve her şey sadece maddeden müteşekkil değildir. Zaten EN DOĞRU TEORİ diye adlandırdığınız saftasa ve saçmalığın sahibi Darwin sapkını bile RUH konusunda açıklama yapamadığını itiraf etmiş, kendinden ve sapkın teorisinden defalarca şüphe ettiğini bizzat kendisi dile getirmiş ve mektuplarında yazmıştır.

    Israr ederseniz, site sahibinin hoşgörüsüne dayanarak size Darwin sapığının itiraflarını da yazarım?(Kaynak ve tarih göstererek)

    Atalarının maymun olduğuna inanlara, akrabalık kurmaya çalışaşanlara ve maymunsever insan görüntülü maymun ruhlu üçüncü nesillere duyrulur.

  3. biyolog diyor ki:

    Dinlerde her şey hüküm şartsız imana dayanırken. Bilimde her hüküm ispata dayanır; doğruluğunu bilim felsefesinden , “yanlışlanabilirlik” kuramıyla sınar.
    Bilimde bilimsel bir probleme getirilen cözüm yani hipotez kimi zaman deney ve kanıtlayıyla sınanmak zorundadır.Ve her hüküm ve gerçek bilimsel bir şüpheyle zan altındadır.

    Bir ‘bilimsel’ problem olan canlıların oluşumu ve değişimi açıklayabilen yegane teori olan evrim teorisinin karşısına; canlıların oluşumunu vede değişimini açıklayan başka bir ‘bilimsel’ teori koymak zorundasınız.

    Dinlerin farklı farklı olan yaratılış inançlarını koyamasız.Üstelik burada tartışılan din veya dinlerin yaratılış inançları değil.Bunu bilimsel bir teori karşısına dinlerin inanclarını koymak dinlere haksızlık olmaz mı? Peki ya bilime de…?
    Üstelik bilimin kendisi inaç olmadığı gibi.İnançsızlık hiç değil.Ki inaçsızlıkta bir inanç olmaz mı?
    Vede bilimin kendisinin böyle bir itiası hiç olmamıştır.

    Bu bağlamda evrim teoriside bir inanç olamaz.Eğer inaç olarak kabül edersek hiç bir şekilde de tartışılaz.Çünkü inançların bu bağlamda dokunulmazlıkları söz konusudur.

    Bu düzlemde Evrim teorisi asla bir inaç olmamıştır. Sadece ‘yanlışlanabilirlik” kuramıyla;bilim felsefesi sınırları ve bilimin kendi içinde tartışılan bir hipotez/ teoridir.Ve her bilimsel gerçek gibi bilimsel şüpheciliğin zanı altındadır.

    Bilim düzleminde olup algılanan ve şüphe duyulan gerçeğe ulaşmak ayrı bir şeyken.Bir yaratanın varlığını kayıtsız şartsız kabüllenip.Yaratanı hissedip; yaratana varmak ayrı bir şeydir.

    Saygılarımla…

  4. gilman diyor ki:

    DARWİNİZİM?

    Geride bıraktığımız 20. yüzyıl, belaların, acıların, katliamların, sefaletin, büyük yıkımlar getiren savaş ve çatışmaların yüzyılıydı. Tüm bu acıların ve belaların altında ise hemen her zaman despotların ve diktatörlerin imzası oldu: Stalin, Lenin, Trotsky, Mao, Pol Pot, Hitler, Mussolini, Franco? Darwinizm?i savunan bu kanlı liderlerin ardında yüzmilyonlarca masum sivilin ölümleri ve katledilişleri insanlığın hafızasından asla silinmeyecek bir gerçektir.

    EVRİM TEORİSİ?

    Canlı tarihinde evrim diye bir şey yoktur. Allah, tüm varlıkların Yaratıcısı ve hakimidir. Maddeyi yaratan da, bir varlığa can veren de O’dur. Allah’tan başka Yaratıcı, Allah’tan başka bir güç yoktur. Dolayısıyla yeryüzünde yalnızca Yaratılış gerçeğinin delilleri vardır. Darwinistler yaptıkları her araştırmada, bu gerçekle karşılaşırlar. Evrimi delillendirmeye çalışır ancak başaramazlar. Çünkü doğada, evrimin gerçekleştiğine dair bir delil bulamamaktadırlar. Tek bulabildikleri, ani, kompleks ve üstün bir yaratılıştır. Sahte deliller de sahte bir teoriyi desteklememekte, aksine onu daha güvenilmez ve dayanaksız hale getirmektedir. Darwinistler ise, materyalizmi ayakta tutmak adına, büyük bir kısır döngü içinde aldatma yöntemlerine devam ederler. Ama elbette bunun da bir son noktası vardır. Bu son noktaya artık günümüzde ulaşılmıştır. Evrim, sayısız delil ile çürütülmüştür.

    SONUÇ:

    İnsanlık elbette Darwinizm ve benzeri sapkın izm?leri hep tartışacaktır. Yaratılış gerçeğini kabul etmeyen ateist azınlığa rağmen bu girdaba girip hiçlik yolculuğunda kaybolacaklar elbette olacaktır. her şeye rağmen; insanların kahır ekseriyeti Tek Yaratıcı?ya ve yoktan var etme (yaratma) olgusuna kıyamete kadar inanmaya devam edecektir.

    Ve bizler de İslam inancını kabul edenler olarak, Allah?a ve kitabı Kuran?daki tüm ayetlerine hiçbir şüphe taşımadan inanıyor, kan, gözyaşı, yokluk ve acı getiren sapkın ideolojileri mutlak bir inanç olarak reddediyoruz.

    Önceki yazımda ifade ettiğim gibi, biyolojik evrimleşme değil bizleri ve insanlığı kahreden? fikirsel ve inançsal evrimleşmedir asıl bizi acıtan?

Yorumun ne olacak?