Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

Nisan ayının Mona Lisa gibi yarı gülen, yarı hüzün lendiren perdesi aralandı;neredeyse ortasındayız artık. Nisanla doğa kış uykusundan uyanırken, insan da bu uyanıştan nasibini alır.

Zaman zaman da bu değişimden şikayetsiz;oradan oraya sürüklenen insanın gönüllü uyumsuzluğuyla barışık olduğunun görülebileceği anlara nisanda rastlamak mümkündür.

Bir semptom gibidir nisan; geldi mi gönül artık senatoryumdadır. Teşhisi uzun süren, tedavisi imkansız , adına aşk denilen hastalıklara toplu kayıpların verildiği zaman nedense hep bu aydır. Hele bir de bulutlarda gezinirken, zamansız ayrılıklara yakalanmışsa seven;yalan öksürür  yalan cıktan ölür kızılcık şerbeti kıvamında kan tükürür

Bahar; nisan ;ayrılık; çoğunlukla bermuda şeytan üçgeni gibi ama sanki biraz da Attila İlhan ?nın dediği gibi de?

“ayrıldığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber, ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser,
çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hala sevgili?”

İngiliz şair T.S. Eliot, nisana ayların en zalimi” boşuna mı der? Mevsimlerden bahar aylardan nisansa; ne yaptığını ne yaşadığını bilemez bu zamanda yaşıyorsa insan… Ne hasat mevsimi, ne hazan… Yağmurun dekor oluşturması zorunludur bu ayda, bazen akrep aşkta, bazen yelkovan hesapsız ayrılıkta ?

Orhan Veli ne güzel anlatır bu paradoks ayı;
“imkansız şey
şiir yazmak
aşıksan eğer
ve yazmamak
aylardan nisansa…”

bu yazıyı yazarken Zuhal Olcay ?ın Nisan Yağmurları ‘nı dinliyorum ki; bu şarkı bile yetiyor nisanı özel kılmaya,nisan yağmuru kadar kısa süren hayatımız durmaz bir saadet arar bir sevgiye canı adar…”

Aslında nisan doğa tasarımında zamanın rönesansıdır. Dağın taşın, yeryerinden oynadığı andır…  Tırtılın, böceğin,  kelebeğin;yaprağın çiçeğin renkli renkli cümbüşün kalp çarpıntılarıyla armoni oluşturan doğanın insanlara akıl oyunudur nisan. İster boyacıyı sevin ister boyayı tüm renkler üç boyutlu bahara boyandı,bazen aşkı çağrışırıp içinde değişimi , bazen de ayrılığı, barındırsa da.

Belli olmaz birgün de mutasyona uğrar, hazır bir saat erken kalkmak zorunda kaldığımız ve bioritmimizin bozulduğu bir zamandayken pencereyi açıp yağan yağmuru seyredip ,toprağın o içine alan kokusunu derinden içimize çekip baharın varlığını tüm benliğimizle duyumsuyabiliriz.

Belki de yine nisan ayında çok gözlenen, ani bir öfke anında bir histerik nöbetle toprağa geri gitmek için ani bir kararla ona varmak için isyanda edebiliriz. Hayat kısa metrajlı bir film gibi geçirirken gözümüzün önünden, yaz tatilinde gitmek istediğimiz yerleri hayal edip, hatta sene içinde verdiğiniz kayıplara el sallayıp ; yaşadığımız tüm olumsuzlukları parantez içine almaya karar verebiliriz bu ayda…

Coşkuyu mu? Kuşkuyu mu? Doluluğu mu?  Boşluğu mu? Ne zaman neyi duyduduğumuza pek de emin olmadığımız fakat  doğanın insanla nişanlı olduğuna neredeyse ant içebileceğimiz, gelgitlerin hayli yoğun yaşandığı anlar başta da dedik ya yüzünün yarısı gülen yarısı hüzünlendiren ay olan nisanda?

Gökten hıçkıran yağmurlar akarken, ansızın güneş açıyor..  Gök kubbe gülümseyen yüzünü ecem kuşağıyla gösteriyor yavaş yavaş ?Bir ses bir söz yumağa dönüşüyor nisanda?Artık doğa da aşta gökkuşağında?

Hülya YALIM

www.hulyayalim.com

13 yorum yazıldı

  1. Kutay diyor ki:

    Nisandaki çaresizliği sonbaharda yaşayan için nisan güzel gelir kimi insana..Sonbahar’ın tatlı sert rüzgarı hatıraları hatırlatır,maziyi yaşatır.”Yazın gösterişinin sonunun geldiğini belirtir…Nisanın bu halini başka yerde görenin de ruh halinin nasıl olduğunu bilmek kolay olur.Umutların başlangıcı hayallerin bittiği yerdir.Sonunu düşünmeden herşeyi kabul eden için acı vericidir.Aslında bu yorumu yazan mevsim ve ayların hepsini sever ama sadece biri özeldir onun için.Ne yazdandır ne kıştan..Bahardandır ama sondan…Nisanın yağmurları ılıktır ama sonbaharınki titretir…Çoğu hisseder bunu ama HİSSEDEMEZ.Sonbahar biter hisler devam eder..Kimi zaman paylaşılır kimi zaman anlaşılır.Ama hiçbir zaman sonbahar kadar acı vermemiştir o kişiye nisan..Belki o da ister çoğunluğun hissettiklerini nisanda hissetmek ama o bağlanmıştır birkere,koparamaz kendini.İmkansızlığını bildiği halde kopamaz ondan,belki sonbaharın umrunda değildir ya da umrundadır.Ama bilmekten korkar insan.,yanmıştır bir kere.Sonbahar’ın aklında kış vardır kendini bırakmak ister kışa…Kışta karşı gelmez ona..Kıştan arta kalanları da ilkbahar toplar ne kadar ilk olmasa da…Yeni bir yılın ilk baharı da olsa nisan..elbet Sonu gelecek unutmaz bunu insan…

  2. tırtılım diyor ki:

    Nisanda bulutlarda bulut gibi değildirler. Keskin pürtüklü taşlardır.
    Çifte su katılmış çelikten kalpleri bile törpüleyip; çift kenarı keskin en hain kamalara dönüştürebilme ihtimalleri olsa da bu buluttan taşların.

    Çoğu zaman:
    Bu çift yönlü keskin kamaların. Birinci keskin ve kör yüzeyi kalpleri çizerken, faili malum toplu ölümler yaşanır ki aydınlanamaz. Çünkü kamanın kör ve keskin kenarı ışığı emmekle kalmaz, yaralıları hiçbir daha iyileşmemek üzere karanlığın cennetteki hastanesinin kronik yaralıları yapmıştır.

    Kimi zaman ise:
    Bu buluttan dikenli taşların gürleyen ve parlayan düğüşlerinden köpüren ateşi kıvılcımlar; en duru sudan yağmurlarını damıtırken; ecem kuşağı rengi, kamanın ikinci keskin kenarından parlarlarken gök kuşaklarından ışıltılarını verir.
    Hercai renkler oluverir bir tane dünya?

    Saygılarımla?.

  3. frank ribery diyor ki:

    BAHAR… Bu mevsim her sanatçıyı ya da her insanı etkiler. Baharın gelişi dünyanın birçok yerinde birer birer kutlanır hatta ulusal bir bayram olarak nitelendirilir. Sanatçılar da sanatlarında daima baharı kullanmışlardır.

    Bahar gelince her yer yeşillenmeye başlar, ve bu yeşillik o kadar büyük olur ki insanı bile içine alır… İnsan kendi içinde de yeşillenmeye başlar. bu yeşillenme Mart ayından başlar ve sizin de dediğiniz gibi nisan ayını da içine alır sürüp gider.

    Mart ayının başında insan, hiçbir şey hissetmez. günlük ve rutindir çoğu zamanı. Ama Mart ayının, o baharın ilk çoşkusundan sonra Nisan ayının sonuna kadar takılıp gider kendisine, duygularına; Nisan ayının sonuna gelindikçe ise, daha da özlemeye başlar ve ister içindeki o kendisini kemiren duyguları… Anlamadığı düşüncelere, düşlere takılır durur. İnsan farksızdır kedilerden bu ay duygularıyla, aşk yaşamak isteğiyle… Eğer aşık ise insan daha çok özlemeye başlar sevdiğini, aşık olduğu kişiyi; ama eğer değilse; her kişi onun için bir adaydır aşk için. Ama aradığı aşkı tam olarak kendisi de bilmiyordur ya da belki istediği aşk değildir, bu tam bilinmez. Ama kesin olan bir şey vardır ki; insanın kendisiyle, duygularıyla bir iç çekişme yaşanmaktadır. Gündüzün verdiği sıcaklık ile gecenin verdiği o serinlik insanı içine alır, hapseder. Nasıl bu aylarda gündüz güneşli, öğlen yağmurlu ve akşam bulutluysa; insan da öyledir. Gündüz kendisi olur kendi uykusunun mahmurluğunda, öğleleyin yağmurlar yağar içine, akşamsa bir buluttur, kaplamaktadır yüreğini insanın… Kendisi bir kayıp oyun oynamaktadır. Karanlıklara kalmak ister. düşünmek, düşünmek ister. Ne istediğini, ne hissettiğini, ne hissetmek istediğini düşünür. Kalır sonra çaresizce. sonra bakar ki bahar ayındadır, aşk ayındadır. Duyguların semptom olup birer birer ortaya çıkmasıyla merhaba diyene bir çiçek olup açabilmektedir veya “üzene tavır takınmakta”. Kendisi olan iç çekişmelerinde birileri kurban olurken, birileri nasibini bir hediye mahiyetinde alabiliyor. Bahar bu, mart ayı bu, nisan ayı bu. Kendi kendinin katili olabilecek bir duyguyla aşık olabiliyor ya da intihara gidiyor kendisini dar ağacına vurarak insan…

    Eğer ki bir bahar geliyorsa sadece doğaya değil; insana da geliyor, kendisini tanımaya dair iç çekişmelerine de, düşlerine de, düşüncelerine de. Eğer öyle olmasaydı der miydi şair:

    “intihar etmeli insan
    mart ayından sonra
    düşlerine…”

  4. Buşra diyor ki:

    Nisan, kışın buz gibi ellerinden bizi usulca çeker ve yazın sıcak kucağına davet eder.Nefesi aşkı, toprağı binlerce tadı sunar cömertçe bizlere.Sesi kuşların ötüşünde ruha gelir ve efsunlanmış masal diyarında gibi hissedersiniz kendinizi hele bir de hiç bir kimyanın oluşturamadığı çiçeklerin kokusunu duydukça içinizde…Bahar, delişmenliklerin ayıdır nisan onun masum çocuğu…Tınısına aşina olduğunuz bir şarkı fısıldar kulağınıza..En önemlisiyse her yıl söz verdiği gibi gelişine tanıklık edersiniz ve güveniniz gelir dünyaya..Nisan göz temizliğidir, dünyanın arsız çıplaklığını örter toprağıyla ve bir de kimse anlamasın diye çiçeklerini serper
    herkesten sakladığı gizli aşığına..

  5. mamoste diyor ki:

    hani ağlamak istersin de dökülecek yaş yoktur gözlerinde, yaşamak istersinde hayatın her anını bir anını bile yaşayamazsın, çok dertli olursun da neye üzüldüğünü bilemezsin, çok mutlusun da neye sevindiğini bilmezsin. işte böyle bir şeydir nisan ayı…

    nisan şiir ayıdır da bir yerde. bende çok sevdiğim orhan veli’nin bir şiirini sizinle paylaşmak isterim. şiirin sonuna “çünkü aylardan nisandır” eklemeyi çok seviyorum

    DALGACI MAHMUT
    İşim gücüm budur benim,
    Gökyüzünü boyarım her sabah
    Hepiniz uykudayken.
    Uyanır bakarsınız ki mavi.

    Deniz yırtılır kimi zaman,
    Bilmezsiniz kim diker;
    Ben dikerim.

    Dalga geçerim kimi zaman da,
    O da benim vazifem;
    Bir baş düşünürüm başımda,
    Bir mide düşünürüm midemde,
    Bir ayak düşünürüm ayağımda,
    Ne halt edeceğimi bilemem.

    Orhan Veli KANIK

  6. secih diyor ki:

    Boyacı ?boya ilişkisine girmem, haddimde değil hatta bu şekilde konuşmak olayı çok basite indirmek gibi, benim için nisan mutteşem bir düzenin muhteşem bir parçası, soğuk havadan sıcak havaya yumuşak bir geçiş ben nisanda yorgun olurum böylesine yumuşak geçiş bile
    canlılar üzerinde değişik şekillerde etki yaparken keskin bir geçiş düşünmek bile ürkütücü, bu muhteşem düzene saygıyle eğilirken boyacı değilde yaradan (HAK) veya sistem-i muazzam demek gelir içimden boyacı ise kirlerin üstünü örteni çğrıştırır bana buından dolayı basit bir anlatım kabul etmem de mümküm değil. Bunu belirtirken nisanda aşk ve aşık olmak üzerine bir şey söylemek isterim, aşkın tarifini bulmadan aşık olduğunu iddia etmek çok saçma. günümüzde aşkın tarifini bulan olmadığına göre aşık oldum demek ? ?, okumakta olduğum kitaptan ben aşkın tarfifini buldum darısı başınıza.

  7. mahfi diyor ki:

    EY CANI CANA ADAYAN CANI CANDA BULDUNSA AYRILMASIN CAN
    CAN CANA YAKIŞIR GAYRISI HÜSRAN…

    BU DA AŞIK HÜDAİ’DEN

    gönül çalamazssan aşkın sazını
    ne perdeye dokun ne teli incit
    eğer çekemezsen gülün nazını
    ne dikene dokun ne gülü incit
    dinle ki bülbül gelesin aşka
    karganın namesi gider mi hoşa?
    meyvasız ağacı sallama boşa
    ne yaprağını dök,ne dalı incit
    bekle dost kapısın, sadık dost isen
    gönüller tamir et ehl-i dil isen
    sevda sahrasında mecnun değilsen
    ne leyla’yı çağır, ne çölü incit.

    MUHABBETLER…

  8. irem diyor ki:

    Mart, bahar ülkesinin eşiği, nisan da cümle kapısı. Bennim doğum günüm de bu ay.. Kol kola bahar ile, hele nisanda, insanın ruhu kanatlanıyor, kanatlanışı ışıktan. Kışın karları sanki ağaçlarda çiçeğe dönüşmüş, kar taneleri birer çiçek sanki bademde, kayısıda, papatyada, zambakta, nilüferde? İçe bakış, zirvedeki ritm, metafiziğin çağıldayan ürpertisi ve insanı çarpan kokusu toprağın. Aşk oradan, varlık için iyi bir sebep oluyor. Bu zaptedilemez ve dayanılmaz coşkuyu damarlarınızda hissediyorsunuz. Sözü alıyor yine şair:
    ?Güzellikleri alır satarım; gelişim bu
    Güzel tellâlıyım ben; alan var mı? neşem bu
    Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu
    Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.?

  9. gilman diyor ki:

    “Boya, boyacıya götürür..
    Aşk ta, aşıkı sevgiliye…”

    ?Senin sarhoş gözlerine Pâdişahlar köledir. La?al dudaklarının sarhoşları akıllı ve ayıktırlar.
    Senin sırrını sabah yeli; benim aşkımı da göz yaşı etrafa yaydı. Yoksa âşık ta ma?şuk da sır saklayan kimselerdir?? İşte aşıkı ve maşuku öyle tarif ediyor Ömer Hayyam.
    Söz konusu aşk?sa, gerisi teferruattır? Padişahlar bile maşukanın kölesi olmaktadır. Herhalde gerçek aşklarda bu öyledir.
    Aşk?tan kimler anlar? Tabi ki Afo?nun dediği yüreği ?aşk? için kanayanlar anlar. Yoksa aşkı tarif etmek na-mümkündür. Hani Hoca?nın fıkrasında olduğu gibi: Hoca eşekten düşmüş. Etraftakiler koşmuşlar ve; ?Hoca ne oldu, nasılsın, acıyor mu?..? diye sormaya başlamışlar? Hoca etrafına şöyle bir bakmış ve; ?nasıl olduğumu ancak eşekten düşenler anlar!..? diyerek sözü kesmiş. Çünkü ne anlatsa boş..

    Şarkılarda denildiği gibi; ?her bahar aşık olurum?? Neden bahar ve özellikle Hülya?nın yazdığı gibi neden nisan?
    Çünkü bahar, özellikle nisan, yer altında, toprak altında uyuyan tabiat varlıklarının dirildikleri, canlandıkları ve canlı olmanın çığlıklarını en yüksek volümle bağırdıkları, haykırdıkları aydır nisan.
    Eeee? tabiattaki ağaçlar, bitkiler, kuşlar, böcekler uyanır da insan uyanmaz mı? Tabiatın canlanmasıyla, uyku modundaki insan duyguları da canlanır. Duygusal anlamda aç ve susuz olan insanoğlu da doymak ve aradığı limana sığınmak için, tabiattaki sağa sola sevinç ve heyecanla koşturan, oynayan, zıplayan canlılar gibi insancığmız da aynı şekilde fazla mesai harcmaya başlar?

    Tabiatı rengarenk boyayan Boyacı?yı tezyinatta görenler olduğu gibi, boyanmış olan mucizevi harikalara takılanlar da vardır. Yorum yapan Burcu Hanım?ın benzetmesi de çok hoş olmuş. Boyacı sevgili ise, aşkı da boyadır. Yorumlar sonsuzdur?

    Nisan ayını ben de çok seviyorum. Çünkü aşk cehenneminin kapısnı açıyor. Girsen bir türlü girmesen bir türlü? Girsen belli ki yanacaksın. Ama o yanmada ki dayanılmaz acı zevki de yeniden tatmış olacaksın. Gözün kesiyor sa, yersen? Gerçi davetsiz misafirdir. Ya kapıyı açık tut!… Ya da zaten çekeceğin acıyı biliyorsun, sıkı sıkı kapalı tut? Kapıyı çalsa da açma. Dayanamayacaksan, için için ağla, Afo?nun dediği gibi, yaran varsa veya olduysa sadece kanamasına tahammül etmeye çalış? İçine göm ve kabuk bağlamasını bekle?

    Arapların güzel bir atasözü vardır. Derler ki; ?Üç şey gizlenmez: Duman, aşk ve parasızlık??

    Saklarım gözümde güzelliğini,
    Her neye bakarsam sen varsın orda,
    Kalbimde gizlerim muhabbetini,
    Koymam yabancıyı sen varsın orda?

    Diyen Aşık Veysel?e rahmet okuyorum aşkı böylesine güzel ifade ettiği için ve diyorum ki, AŞKI tatmamış olanlar, kasın yaşadım, yaşıyorum demesin?

  10. zine diyor ki:

    Hani iftar vakti susar ya insan,
    işte hasret o denli yakıyor içimi,
    söylermisin sizin orada ne zaman okunur ezan?
    bir yudum su gibi özledim seni.

  11. burcu diyor ki:

    Toplu kayıplara bayıldım :) Bahar-Nisan-Ayrılık mı, Bahar-Nisan-Aşk mı yoksa Bahar-Nisan-Umut mu Bermuda şeytan üçgeni? Yoksa aşkta her mevsim Nisan, ayrılıkta her mevsim Kasım mı? Gene de Nisan’ın verdiği lezzet başka olmalı, monosodyum glutamat gibi… Boyacı tanrı, boya doğa ve boyacı sevgili boya aşksa bazen boyacıya bazen boyasına aşığız. Konuyla iyi gider diye düşündüm, biraz uzun da olsa.

    Yaşayınca Anladım

    Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
    Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
    Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
    Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
    Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
    Neden hiç ağlamadığını anladım..
    Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
    Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
    Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
    Çok acıttığında anladım..
    Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
    Yüreğini elime koyduğunda anladım..
    ”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
    Sana ”git” dediğimde anladım..
    Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
    Git dediklerinde gittiğimde anladım..
    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
    Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
    olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
    Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
    Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
    Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
    Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
    Sevgi emekmiş,
    Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

    Can YüceL

  12. Afo diyor ki:

    Kışın bitişi ve baharın başlangıcı.Ne tuhaf değimli iklim değişikliği insanda da duygu değişikliğine neden oluyor.
    Aşklar, ayrılıklar kardelen gibi baş gösterir bu ayda.Ayrılıklar değil de aşklardır bu ayı güzelleştiren.
    Aşk açlıktır.Aşk susuzluktur.Aşk insanı hem insan yapan hem insanlıktan çıkaran duygudur.Dediğiniz gibi tedavisi imkansızdır.Ayrıca yaşanılması gerektiğine inandığım çok güzel bir duydu selidir.Elmanın içindeki kurt gibi kemirir insanı.Kurtulmak ister ama kurtulmak istemezsiniz.Sonu ayrılıksa eğer işte o zaman?

    Her şeyden herkesten kaçmak ister boğulur ama bir yere kıpırdayamazsınız.Her şey anlamsız boş gelir.Ama hangisi boştur ona o an sağlıklı karar veremezsiniz.Yaşadığınız duruma isyan eder hatta toprak kabul eder mi diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.Ama yapamazsınız. Zaman geçip yaranız içerden kabuk bağlasa da hafif hafif sızlar.Kalbinizde yarayla beraber kabuk bağlar.Bir daha açılmamak üzere?

  13. tuana diyor ki:

    AH BU NİSAN YAĞMURLARI COŞKUSUNU KAYBETMİŞ ÇOCUKLAR GİBİ ŞAŞKIN YAĞIP BİTİYOR BİTSİN

Yorumun ne olacak?