Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce Düşünceler Düşünce

fazlasıyla kış uykusundayım

çok üşüdüm bu sene…

anı yaşamak  ile  gemileri yakmak arası araftayım nedense..

olmayacak dualara mum söndürdüm…

kahkahamı yüzümdeki kırışığa gömdüm…

yetmedi…

sessizlik adresinde tünemiş duruyorum kendi halimde…

çok üşüdüm bu sene…

tırnaklarım kanı çekilmiş bir şekilde tutunmaya çalışıyor birbirine…

geçmiş yakıyor ellerimi, gelecek sözüyle bile titriyorum yine…

hadi örtün bir battaniye daha üstüme…

gözlük var, ağızlık var, kulaklık var, “burunluk neden yok” diye

isyan ediyorum bu sene…

burnuma gelen ölüm gibi garip kokulara karşı

benim acilen burunluğa ihtiyacım var…..

 

karakış ile  rüzgarlar

şimşek yıldırım ile fırtınalar

hepsi üstümde…

bu yüzden çok üşüdüm bu sene…

 

kendimi kötü hissettiğimde ve kem gözlerden korumak için, küçükken annem dua üflerdi üstüme,

babam, başkalarına karşı kendimi korumak için türlü şeyler öğretti belki;

fakat beni kendimden kurtaracak  şeyi maalesef ikisi de es geçti…

çok düşündüm bu sene…

düşündükçe yalnızlaştım, yalnızlaştıkça kendimle konuşur oldum…

kardeşlerim ses verdiğinde kulağıma geç geldi…

başka sesleri dinlemek isterken ruhum,

 

gözümü arkadaşlık aldı…

arkadaşlar hayatımda renkti,

boyadıkça bazısının rengi silindi, bazısı sadece kendini boyadı,

bazısı ise her rengi içeren gökkuşağıydı…

 

çok üşüdüm bu sene…

üşüdüğümde üzerimde uçuşan bazen hayali kelebekler oldu ,

bazen düşüncemin üzerine konan sinekler…

dost  ise  bazen gözlerden, bazen sözlerden okuyandı…

 

çok düşündüm bu sene…

düşündükçe yazdım, yazdıkça kalem dert ortağım oldu.

ağlamadım, ama kalemim acıdı…

“düşünme” demekle olmadı ,

düşündükçe yazmaktan vazgeçer oldum,

yazma eylemimi sonlandırma yetim olsa keşke…

oysa mikrop yıllar önce  bulaşınca,

yazdığım değil; yazmadığım sözler beni  cezalandırdı…

 

oysa düşündükçe üşüdüm bu sene…

yazmak ısınmama yetmedi yine işte…

dostlar  yetişin vakit yetmeyebilir seneye,

ne olur sözler atın üstüme…

çok üşüdüm bu sene…

 

27.02.2013 www.hulyayalim.com

 

 

YAZAN: Hülya Yalım

YAZILAN ZAMAN-MEKAN: (bu yazı içten gelen sesi, kat kat yorgan ve battaniye ile  bastırılmaya çalışılarak, yüksek ateşte yazıldı.  Ayrıca yazı yazılırken kalp çarpıntısı, üşümekten birbirine vuran diş sesi zorunlu olarak dinlendi, her türlü ilaç içildi. daha sonra ise “Üşüdüm Üstümü Örtsene Anne” şarkısı yazıyla bütünleştiğinden Zeki Müren’den defalarca dinlendi yetmedi izlendi,)

 

 

7 yorum yazıldı

  1. vicdan diyor ki:

    Ne denilebirki bu kadar içten duyguların tanımı.

  2. Hülya Yalım diyor ki:

    sözlerim yüreğimin çığlıklarıdır aslında sizin deyiminizle “sanatkarane” olmasının belki de tek nedeni bu Özer Bey,
    Dostoyevski der ki; “bir insanda beğendiğiniz hangi yön varsa bilin ki beğenmediğiniz yerinden beslenir” her ne kadar sizin gibi dostlar bu dünyadan umudu kesmemeyi öğretse de belki de ben de o sözünü ettiğiniz ve keşke olmasaydı diye hayıflandığınız umutsuzluğumdan besleniyorumdur kimbilir? :)

  3. özer ergün diyor ki:

    Sözlerin, benzetmelerin herbiri sanatkarane bir buluş. Anlatım akıcı ve samimi. Kalemin usta olduğu besbelli. Keşke kalemin sahibi bu umutsuz ve bezgin hislerin sahibi olmasaydı.

  4. Hülya Yalım diyor ki:

    çok teşekkür ederim Haficiğim, senin sözün her zaman olur bilirim ama kahkahanı da isterim :)

  5. hafii diyor ki:

    Bu nasıl bir yazı böyle gözlerim doluverdi okurken.Çok derin. Yüreğine sağlık kalemine sağlık ablacım.Senin sözlerin yanında bizim üstüne atacağımız pek bir söz yok. Kelimelerin yetmediği yer işte tam da burası.

  6. Hülya Yalım diyor ki:

    dostların sıcak ve samimi sözleri bahar etkisi yarattı bile teşekkürler Sonyaz birlikte güzel günlere baharlara…

  7. Sonyaz diyor ki:

    “Ne olur sözler atın üstüme, çok üşüdüm bu sene?” diyen birine kelimelerin sıcaklığı yetmeyecektir belki de, ama düşünceler sürükleyecektir ardından; baharın yazına.. Çünkü bir kez soğuduğunda, artık üşüyemez insan…

Yorumun ne olacak?